28 Aralık 2009 Pazartesi

mutsuz ruhlar penceresi


Karışırım bazen,çıkarım bulutların üstüne,inişim çabuk olur,inmek mi, düşmek mi doğrusu bilemem.

Bazen de çakılırım olduğum yere,adım atmak yaralar ,vurur yüreğime..

Konuşurum aynayla ,dolapla,hatta pantolunumun zor kapanan fermuarıyla,

O çok sevdiğim radyonun sesi açılır sonuna kadar,yürekten ,içten çıldırırcasına bağırırm,

Nefesimin bittiği yere kadar.

Herşeye herkese küfür ettiğim de olur,oysa severim herşeyi.sevgimin sınırı,sabrımın ucu yoktur,

Deliririm arada bir,sesimi beşinci katta ki Mehmet amca bile duyar,

Duyar da ,bilir ama haksız çığlık değildir bu,güler geçer bıyık altından.

Bazen Laura Fabien,Nora Jones la kapılırım hayallere,kimi zaman da Müslüm Gürses le dünyayı batırırım.

İnadına çantamla ayakkabım farklı renktedir,inadına gece uyanışlarım sahur keyfindedir,

Tek başıma gidemeyeceğm yer,yapamayacağım hiç bir şey yok sanırım, sanırım da aldanırım.

Yıldızları izlemek en büyük mutluluğum,yeni ayı yakalayıp dilek dilemek vazgeçilmezim,

Aslında bu pencereden girmek çok kolay,çıkış kapısını bulmak sa çok zordur...

20 Aralık 2009 Pazar

huzur


huzur nedir?
bilen duyan varmı?ya da gören!
bazen bir duble rakıda,bazen sıcak yatakta,bazen de geniş bi omuzda ararız.
belki de kocaman bir çikolata parçasının içinde.
peki bulurmuyuz onu?
aslında kendi adıma kızlarımla beraber huzur denen şeyi yaşıyorum ,ama bu huzurun başka bi kolu olsa gerek...
başka kolları omuzları da var biliyorum,arıyorum,bir gün bir gün onu bulacağımıda....

19 Aralık 2009 Cumartesi

aylar su gibi akmış meğerse!!!


aylardan sonra tekrar burdayım:)


bu ne demek?kendimle başbaşa kalabildiğim bi an demek:)


aylardır tatlı ve endişeli bi koşuşturma içinde kendimi unuttum adeta!


ama buna değdi sanırım,hayatım anlam kazandı.emek,ekmek ilişkisinin gerçek anlamını bu yaştan sonra gerçekten öğrendim.emek ki ne emek!!!


çok zor bi işi başardığıma inanıyorum.başarmak bunu tatmak ve karşılığını almak..ne inanılmaz bi haz!!


tanrım,isteyen herkese bunu yaşamayı nasip etsin...

20 Ağustos 2009 Perşembe

Demirler olmasın penceremde


Bazen düşünürüm,dünyaya gelirken neden gülmeyiz de ağlarız diye.Tabi ki bunun tıbbi açıklamaları olmasına rağmen yine de düşünürüm.
Önceleri,sadece karnımızın doyması, ağrımaması bize herşeyi unutturur,sonra çevreyi tanıdıkça,isteklerimiz arzularımız bizi esir eder.Karnımızın açlığı değildir artık bizi uyutmayan ,yalan dünyanın yalancı oyuncakları tüm benliğimizi sarar adeta gözümüz döner.
Evet,hayatın bir kısmı da böyle garip mücadelelerle akıp gider.Sonra başka oyuncaklar karşımıza çıkar.Bir evcilik oyunu düzeneği kurarız,oynarız da oynarız.Eğer şanslıysak ,hayatın diğer kapı ve pencerelerinin kendilinden açılması ,önümüze gelmesi gibi,bu evcilik oyunundan da galip çıkarız. Ancak ;şansımız bizi zorluyor, nefes alabileceğimiz, tüm açılabilir hava boşlukları dışardan birileri tarafından kapatılıyorsa,işte bu da *kader*dir sanırım.Hem de kötü kader...
Bazıları ;kapanmış kötü kaderini değiştirmek için elinden geleni yapar,hiç yılmadan didinir durur,Zamanın neresinde olduğunu farketmiyecek kadar gömmüştür kafasını kuma.O kumun dibinden acaba bir yudum su çıkarmı diye yorulmadan savaşır.Bir de bakmış ki; çıplak bedeni başkalarının ellerinde ,dualar ağıtlar...
Bazıları da;aslında açık olan tüm hava değerlerini ya da kaderlerini kendi eliyle anahtarı birilerine vererek kapattırır.Herşey onlar için oraya kadardır,ne sonrası ne de öncesi vardır hayatın ,nefessiz kaldıklarını bile farketmeyecek kadar aptaldırlar çünkü...

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Sevmek mi,sevilmek mi?


Bizim sokağın köşesinden dönerken,o bilindik mahalle pastahanelerinden olan,yıllardır hep aynı yerde sabit kalan,sabahları mis gibi kokan pohaça kokularıyla mahalleyi şenlendiren dükkânın bahçesinde her defasında ...
Ya ikinci baharı yakalamaya çalışan bir çift,ya da alışverişin yorgunluğunu atmaya çalışan iki arkadaş dedikodularıyla birlikte kahvelerini yudumluyorlar.
Bir keresinde bende oturdum ,hatta bir hovardalık yapıp, bir dilim çilekli pasta siparişi verdim.
Arkamda ki masada oturan iki kadının konuşmalarına ister istemez kulak misafiri oldum.Bir tanesi kocasının kendisini hiç sevmediğini düşünürken,diğeri de kocasının kendisini sevmesini sevdiğini söylüyordu.
Sevmek mi mutlu eder insanı yoksa sevilmek mi?
Belli ki bir tanesi çok seviyor,karşılık göremiyor ve mutsuz!!
Diğeri çok seviliyor,kendi sevgisini göstermeye belki fırsat bulamıyor ,ama ,mutlumu değil mi belli değil, nötr!!
O halde nedir?sevmek mi sevilmek mi? Mutluluğun sırrı?
Biri üzüyor,diğeri sıkıyorsa?

Sanırım tek kelime yeterli *AŞK*..Ancak,bu aşk karşılıklı olursa mutluluğun sırrı yakalanmış olur diye düşünüyor insan..

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Beykoz 'da gün batımı




Bir yıl aradan sonra tekrar setlere dönmenin garip heyecanıyla, geç kalmışlığın paniğiyle düştüm Beykoz yollarına.Saat sekizde evden çıkmalıydım,ne yazıkki saat on!
Herşey çok yavaş,trafik yavaş,sokaktaki insanlar yavaş,benim paniğime inat herşey çok yavaş..
Nihayet saat onbir buçukta sete gelmeyi başarabildim.Henüz set ekibi işini bitirmemiş, benim kahvaltı edebilmem için bi zaman dilimini, adeta bana ayırmışlar gibiydi.
Sahilde kocaman bir tekne gözüme ilişti,*sabah kahvaltısı*yazıyordu kocaman bir brandanın üzerinde.Sanki deniz tekneyi uykuya daldırmak için çaba harcıyordu,yavaş yavaş dalgalanarak tekneyi sallamayı başarıyordu.Hemen soluğu o teknede aldım,en uç kısmına oturdum,arkamı karaya ,yüzümü denize dönerek yine derinlere daldım gittim.Ne gelen kahvaltı tabağı ne de miğdemden gelen sesler beni pek ilgilendirmedi..Telefonumun sesine hayıflanıp kendime geldim .Sete gitmeliydim..

Pek içime sindiremediğim çekimler bitmişti nihayet.Saat akşam yedi civarıydı.Hemen sahile koştum ,tadına doyamadığım tekneye..
*Balık ekmek kola 3 lira* yazısı gözüme çarptı bu sefer,inanamadım!!!Hemen siparişimi verdim,gün batımına daldım gittim.Aynı siparişi 2 kez verdim, ya ben çok açtım, güzel geldi bana yada gerçekten çok güzeldi ...

Aslında orda herşey çok güzeldi,en güzeli de gün batımıydı..

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Travma nedir bilirmisiniz???


Adama araba çarpar beyin travması geçirir,bi süre hafızasını falan yitirir tedavi olur eğer şanslıysa iyileşir ,şanssızsa hiç bir şey hatırlamadan uykuya dalar,ya da ölür.Ayrıca trafik kazası olduğu için de hastane masrafından o ve yakınları muaf tutulabilir.

Ama gerçek travma,o çok güvendiğiniz insanlardan yediğiniz üst üste gelen tokatlardan başkası olamaz!!!

Öyle tokatlar atılır ki,kendinizden nefret edersiniz ,nasıl oldu da ben bu hataları yaptım ,nasıl olduda hayatıma giren insanı yada insanları tanıyamadım diye..Bununla kalsa yine iyi,bu travma ,sizi geceler boyu uyutmaz ,hayatınız da hiç düşünmediğiniz sorumlulukların altından nasıl kalkabilirim,ne yapmalıyım da hayatım eskisi kadar rahat ve huzurlu hale gelsin?Bütün bunları düşünürken de içinizi cayır cayır yakar acınız,hiç bir yere sığamaz,yemek yiyemez,uyuyamaz ve düşünemez olursunuz..

Siz hiç böyle bir travma geçirdiniz mi?

Yoksa;acaba ne giysem,ay kızım çorbasını içmedi,aman kocamın suratı asık geldi aldatılıyormuyum,'bu gece kabusla uyandım' korkunçtu, 'of yine istediğim çantayı bulamadım'...

travmalarında mısınız hala?!....

31 Temmuz 2009 Cuma

Bit Pazarım

Yeni bir blog açmanın heyecanı var üstümde:))
Bu daha farklı bi konsepte sahip,Amerika'nın çok zengin bi köşesi olan connecticut da yıllar önce insanların kullanmadığı eşyalarını garaj satışı adı altında satmalarına şahit olmuştum.Açıkcası bu beni çok etkilemişti,çünkü alan insanlarda satan insanlarda ekonomik açıdan oldukça iyi durumda olan insanlardı.Güncel ihtiyaçlarını bu yolla edinip ekonomilerine katkı sağlıyorlardı,
benimde kullanmadığım ,özellikle kıyafet açısından zengin bir potföyüm olduğu herkesce bilinir,aynı zaman da ekonomik anlamda da oldukça sıkışık durumdayım,bazı projelerimi hayata geçirmem için para akışına ihtiyacım var,umarım bu blog biraz da olsa bana yardımcı olur.
Bakarsınız bir ilke imza atmış olurum ve bunun devamı gelir.

Bit pazarımı ziyaret için; nurdaninbitpazari.blogspot.com

23 Temmuz 2009 Perşembe

yapmaaaaaaaa

istiyorum,last fm'mimi,,kaplumbağlarımı,,sanatçılarımı,,izleyicilerimi geri istiyorum ,,yapma bana bunu blogggg....grrrrrrrr
Tamam uzun zamandır senle ilgilenmiyorum ama mazeretim var,
insanın hayatında kaleme dökecek bi moku yoksa yazamıyo napiiim,hadi geri gelin istiyorummmm

19 Haziran 2009 Cuma

ANLADIM Kİ BİR BEN YİNE BİR KENDİM




Bazen izlediğim bir film,bazen dinlediğim içimi gıdıklayan bir şarkı,bazen de okuduğum bir roman....Hatta bazende tam aradığım bu dediğim zamanlarda...On bin fitte uçan uçağın yere çakılması gibi,beynimin içindeki tüm hücrelern ayak parmaklarımdan çıkıp ,yerin yedikat altına indiğini hissediyorum..İşte o an ,,sadece bir film,sadece bir şarkı,sadece bir roman ve yalnızca bir ben ,kendim olduğumu anlıyorum.


Tutamıyorum yaşları ,meğer ne kadar da susamış yüreğim.Bağrınıyorum hıçkırıklarla ben,kendim duysun diye..


Ben ve kendim hep savaş halinde,peki onların savaş halini gören kim?Onun adı ne?başka bir ben mi?başka bir kendim mi?Kim?Her kimse kim ,,umarım ben i ve kendimi adam eder!!!!!!bu savaş bitmeli!!!!!!

5 Mayıs 2009 Salı

yokkkkkkk


Hemen şimdi,bu dört duvardan çıkıp,arabaya atlayıp benzin nereye kadar götürürse oraya gitmek geldi içimden...Gecenin bu saatinde(01,32),öyle bir hayal kurdum ki...Benzinin bittiği yer,bir uçurum kenarıymış mesela...ya da,uçsuz bucaksız yemyeşil bir ormanın başlangıcı olmalı...Ben o ormana girmeliyim ve kaybolmalıyım, asla ordan çıkamadan böceklerle ,yabani hayvanlarla,ağaçlarla ,kuşlarla yaşamalıyım.Diyorum ki ;belki onlar beni anlar....

Hani dedim ya ,bir uçurumun kenarı diye,işte öyle bir yere geldiğimdede,aşağı düşmekle,yukarı çıkmak arasında bir fark olmadığını anlarım..Bütün hayatım film gibi gözlerimin önünden geçerken,beni yukarı çeken en önemli 2 varlık ,diğerlerinin yanında parlayan 2 yıldız gibi gözümü kamaştırır,aklımı alır...

Hiç bu kadar uçlarda olmamıştım...terazim bozuk,ortayı bulmak,, şimdilerde çok zor benim için...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Dağ Tepe CENNETİM


Bu pazar, sabah erkenden ,traking yapmak için gideceğimiz yere doğru 08,00 da otobüsümüz hareket etti.Biz 3 assolist (Gonca,oya,ben)arabayı park edecek yer aradığımızdan,diğer insanları bi hayli beklettik.Otobüse binerken de özür dilemeyi unutmadık tabi ki..Hiç uyumadan geçirdiğim bir gecenin ardından, iki saat sürecek yolculuğumuzun iki saatini uyuyarak geçirmek niyetindeydim.Ne yazık ki bunu yapamadım :(Aytepe parkuruna varmak üzereyken,Yuvacık barajının inanılmaz güzelliği beni büyüledi.Nihayet iki saat geçmiş son durağımıza gelmiştik.*Aman Allahım cennete mi geldik*,demekten kendimi alamadım.Kocaeli ye bağlı Servetiye köyündeydik. Önce ,inanılmaz güzellikte bir köy kahvaltısı yaptık.Böyle bir kahvaltı yapmayalı sanırım uzun zaman oldu.Ballar,kaymaklar,açma börekler,mıhlamalar,köy yumurtaları,Minicik bardaklarda taze mis kokulu çay...Kahvaltının ardından,Aytepe parkuru için yola çıktık,saat 12 00 da yürüyüşümüze başlamıştık.İnanılmaz güzellikte bir doğayla baş başa,dağ tepe ,kim tutar ...Adeta büyülendim,ne uykusuzluk ne yorgunluk vız geldi.Kayaların arasından fırlamış ,adeta*ben de varım bu dünyada*dercesine ,inanılmaz güzellikte çiçekler,yerden fışkıran buz gibi doğal kaynak suyu,çeşit çeşit böcekler...On adım sonra neyle karşılaşacağını bilmeden ,doğanın kucağına emenet,onun inanılmaz sürprizleriyle baş başa...
Bu arada rehberimiz yürüyüş sırasında, elinde ki torbaya oralarda tomari denilen bir ottan topluyordu.Ben dururmuyum ,hemen bende toplayıp nasıl yemem gerektiğini öğrendim.Köklerini soyup haşlayıp kavurduktan sonra üzerine yumurta kırarak yemeliymişim.Bakalım bugün bunu deniyecegim...
Servetiye köyü tam 300 yıllık eski bir köymüş.İnanılmaz değişiklikte bakir kalmış evleri,müthiş doğası kesinlikle görülmeye değer.Bu köyün içinde bir de anıt var.Bu anıtın hikâyesi de ;bu köyün halkı yunanlılarla tam 1 yıl 3 ay 17 gün mücadele ederk köylerini kurtarmışlar.
Hiç sevmediğim bir pazar gününü ,İstanbulun kaosundan uzakta,böylesine bir cennette geçirmek inanılmaz güzeldi.Kalabalık alışveriş merkezleri yerine, sadece 70 liraya mal olacak böyle bir geziyi herkese önermek isterim.
Tam tamına 5 saat süren uzun yürüyüşün sonunda akşam yemeği için mola verdik.Bu molanın ardından o cenneti terketmenin burukluğuyla dönüş için yola çıktık.
Bir daha ki parkur için menekşe yaylasını düşünüyorum.Çok zorlu bir parkur olduğu söylense de, sanırım bu güzellikler içinde geçirilecek zaman ,o zorluğa değer..

15 Nisan 2009 Çarşamba

Bahar.....


Gevşek zamanların içinde,sabahın erken saatlerinde,adını çiçeklerden almış,dar sokakları bir bir geçerken,taze ekmek ,simit kokusunun yayıldığı,komşu fırının önünde,burnumun götürdüğü yere giderim.Sanki,hiç doymayacak gibi,alırım çeşit çeşit ekmeklerden ,simitlerden,kurabiyelerden.Hele birde mevsim baharsa deymeyin keyfime..
Baharları severim.Erguvanları,baharda gelen aşkları.kuşları,coşkulu çığlık atan böcekleri.
Bahar da ,gökyüzü mavi elbisesini giyer,laciverte büründüğünde bir başka parlar kaydırdığım yıldızlar,
Sabahın altısını baharda severim.Yeni uyanan şehrin sessizliğini dinlemek,ürkek bakan sokak kedilerinin açlığını dindirmek,güneşin siyah elbisesini yavaşça üstünden attığını görmek...
İlk aşkımı bahar da yaşamıştım...Ben baharı severim o da beni....
Yeni bir bahar...Tam da, karların buzların kağattığı ruhum donmak üzereyken...
Gel bahar,öyle bir gel ki...Senin güzelliğin unuttursun,gel gitlerim son bulsun,yalancı baharlar seni görüp utansın,gönlümün çiçekleri böcekleri şaşırsın,ruhum mavilere bürünsün....

1 Nisan 2009 Çarşamba

Biraz faydalanmak için....


Bugün,faydalı olduğunu düşündüğüm,benim de bazılarını yeni öğrendiğim önemli ve basit bilgiler yazmak istedim.

GENÇLİK iksiri yiyecekler;
Yoğurt
Ispanak
Hindi
Soya Filizi
Bal kabağı
Böğürtlen
Ceviz (en çok tükettiğim yiyecek,sanırım işie yarıyor :))
Bezelye
Somon balığı (en az ceviz kadar tüketirim :))
Yulaf (sabah kahvaltım :))
Brokoli (Haftada 4 gün akşam yemeğim),,,evet bu yiyecek grubu genç kalmak isteyenlerin dikkatini çekecektir,ehem ehem ,tıpkı benim dikkatimi çektiği gibi...

ZAYIFLATAN yiyecekler;
Sığır eti
yeşil çay
Bal kabağı
Sardalya
Greyfurt

SİGARA nın kötü etkilerini azaltmak için;(ne kadar azaltabilir bilinmez ama ..)
Ayda sadece 5 gün,üst üste,sabah yarım demet,akaşam yarım demet olmaz üzere günde bir demet dereotu yenmeliymiş.

BOY uzaması için:(çocuklar ve ergenler için)
Kefal,Palamut,Uskumru,Torik balıklarının özellikle sırt kısımlarında bulunan kahverengi renkli olan kısımlarının bol bol tüketilmesi..

ÖDEM i atmak için ;
üç ,dört adet karanfili çiğnemek..

30 Mart 2009 Pazartesi

Yaktım...


Mevsimlerden ilkbahar,
Çalılar çiçeğe,
Otlar böceğe bürünmüş,
Ben se sana..
Yürüyemiyorum,
Ayaklarım bir sana,bir bana gidiyor,
Sabah ayazında bütün sesler kulağımda,
Kuşlar,çocuklar,hatta sahildeki yunuslar,
Birtek senin sesin çıkmıyor..
Bu sabah,
Bedenimin ceplerini boşalttım,
Her bir parçanı çıkarıp bir kenara attım,
Sonra da üstüne ,benzin döküp yaktım..
Dayanamadım,
Aylardır biriktirdiğim gözyaşlarımla ıslattım..
Henüz arkamı dönüp bakmadım,
Korkuyorum,
Ya senden geriye birşey bırakmadım,
Ya da seninle birlikte ruhumu da yaktım..





N.Z 30.03.09

27 Mart 2009 Cuma

Gereksiz


Gereksiz,bugün herşey gereksiz...Yemek,içmek,uyumak,yürümek,hatta konuşmak.Hava ,su ,toprak,güneş,yağmur gereksiz...Ağlamak,düşünmek,duygulanmak,neşelenmek...Günlerimi gecelerime katık yapıp,yemek ,ekmek diye düşünüp,su diye içtiğim sen bile ...

Daha ne kadar dolmamış günüm var bilmiyorum,kim bilebilir ki?Gün doldurmak istemiyorum, o da gereksiz..

Hayat nedir?Bildiğim şey,içinde olduğum şey hayatsa, istemiyorum gereksiz..Herşey yalan,güzellik dürüstlük iyilik arkadaşlık aşk..Madem yalan ,gereksiz...

Bugün böyle hissediyorum öyleyse, dün ve yarın gereksiz..

26 Mart 2009 Perşembe

Mim lenmişim!!!!! Ben Kimim?


Madam Farilya,ben beni anlatmaya kalkınca sayfaların pek yeteceğini sanmıyorum:))) Yine de bunu deniyeceğim,güzel hatrın için.

Efendim,ben bundan 42 yıl evvel Ankara da iki katlı bir evin üst katında,üç erkek çocuktan sonra dünyaya gelen tekne kazıntısıyım.İşin ilginç tarafı da ,bana kadar annemin kız çocukları hiç ama hiç yaşamıyorlarmış,bu dünyaya gelmeyi redediyorlarmış.Sanırım nasıl bir anneye sahip oldukları onlara malum olmuş,ne yazık ki bana olmadı:( ben ısrarla hayata tutunmuşum.Hem çok güzel hem de çok kötü bir çocukluk dönemim oldu.Hangisi ağır basar diye sorulursa *kötü*olan tarafı demekten kendimi alamayacağım:( Bu kötü çocukluk dönemi yerini ,aynı nitelikte genç kızlık dönemine bıraktı.Sadece 14 yaşımda iken 1980 ihtilalinden hemen önce,ortalığın sağ sol kavgalarıyla kan gölüne döndüğü dönemde ,anne ve babam 3 ağabeyimin eve gelmeleri için dualar ederken(başlarına kötü birşey gelmeden),piyango bana vurdu.Siyasi suçlu olarak ,14.yaşımın 4 ayı Mamak cezaevinde geçti.Orada neler kaybettim ,neler kazandım ,bu da ayrı bir konu...Benim yaşımda olup da cezaevine giren diğer gençler ,çıktıktan sonra okul hayatını bıraktı.Ben ısrarla devam ettim.Burdan da anlaşıldığı gibi fazlasıyla inatçı bir kişiliğe sahibim.Hayat felsefem;*imkânsız yoktur,sadece biraz zaman alır*...
Sonra geldik üniversiteye..Lisede, matematik bölümünden mezun olmuştum.Öss tercihlerimin arasından, gele gele inşaat bölümü geldi,tercihlerimin arasına yazdığımı bile hatırlamadığım bir bölüm.Hasbelkader ...Yaptığım puanla Marmara matematiğe ve dil tarih tiyatroya girebilecekken,ailemin(anaerkil)olmazları yüzünden inşaatta okudum.Eski eşimle de o yıllarda tanıştım.Önce çok sağlam bir dostluk ,arkasından tutkulu bir aşk..Onun ter kokusuna aşık olmuştum desem!!!!!Ardından da evlilik...
Ancak ,evliliğimin henüz çok başında ,farklı hemde çok farklı olduğumuzu anlamıştım.Ama dedim ya inatçı ve sabırlı olmamadan dolayı tam 17 yıl sadece benim gayretimle süren bir evlilik yaşadım.17 yıl süren sabrıma 2 yıl evvel noktayı koydum.Maddi anlamda çok şey kaybettim bu noktayı koymakla,yinede verdiğim kararın arkasında durduğum için,gururluyum ve mutluyum.Yani ,ne çocukluğumda,ne genç kızlığımda ne de evliliğimde bana beni yaşatmadılar.Tüm hayatım boyunca ,bana armağan edilen en güzel şeyin,dünya tatlısı 2 kız çocuğu olduğunu düşünüyorum.Annemin bana yaşatmadığı,çocukluk ve genç kızlık duygularını umarım ki ben kızlarıma yaşatıyorumdur.
Bundan 7-8 yıl evvel,o çok istediğim oyuncu olma hayalimi de hayata geçirmeyi başardım.Evet, kesinlikle ,benim bu hayatta en iyi yapabileceğim iş bu iş buna eminim derken,boşanmam dan dolayı hayat bana bi kez daha kazığını attı.Çünkü ;bu işin sürekliliği yok,sadece boş zamanlarımda hobi olarak devam ettirmek durumundayım.Bir yıl çalışıyorsan 2 yıl oturabilirsin,benim böyle bir lüksüm yok artık..
Neyse ,bilmiyorum biraz da olsun *ben kimim*e cevap verebildimmi?
Kısaca;inatçı,gurulu,aşka önem veren,başına ne gelirse gelsin gülmeyi unutmayan,sabırlı,sakin,herşeyi herkesi seven,çabuk inanan yani oldukça saf,yalandan nefret eden,küçük şeylerle mutlu olan,içinde hep küçük,yaramaz bir çocuk olan ,en önemlisi de zırrr deliii biriyim işte.Hee bu arada nufuz cüzdanındaki numaralar benim için hiç bir şey ifade etmez,önemli olan ruh da ki numaralar.....
sevgirimle madam farilya.
BEN DE KARA KALEMİ MİMLEYEYİM

24 Mart 2009 Salı

Dostum Sana...


Seni ilk gördüğüm günü ,daha bugünmüş gibi hatırlıyorum.Tam onüç yıl önceydi.Bir sabah kızımın servise binmesini beklerken camda,sabahın erken saatinde ,asık suratımla,dağınık saçlarımla,geceliğimin askılarını toplamaya çalışırken,bir de üstüne geciken servisin stresini eklersek...
Apartman kapısı açılıverdi.Sarı saçları belinde şık mı şık,parfüm kokusu bana kadar gelen,sen çıkıverdin.Arabanın kapısını açarken,göz göze geldik.Hiç beklemediğim bir şekile,hiç tanımadığım sen den,öyle güzel,öyle pozitif bir günaydın kelimesi geldi ki!!!O nemrut ben gitti,yerine, senin dağıttın enerjiyi son zerresine kadar içine çekmiş yeni ben geldi adeta!!
Arkadaşlığımız,o günden sonra hızla devam etti.
Aradan geçen bunca yılda,neler yaşadık,neler atlattık ikimiz de!Ne insanlar gördük,adeta maskeleri yüzlerine yapışmış,yılların bile meydan okuyamadığı..Ama biz o maskeleri düşürmeyi başardık seninle elele..
Ne kadar yakın arkadaş olsak da,ikimizin de farklı egoları,farklı karekterleri vardı.Biz bunları bilerek,birbirimize gösterdiğimiz o gizli saygıyı yitirmeden,övdük,sövdük,eleştirdik ama sonunda ,el sıkışmayı da bildik.
Farklı dünyaların insanları olmamıza rağmen,bir araya geldiğimizde , tek bir anadan doğmuş gibiydik. Arkadaşımdın,canımdın.Ta ki,yakın bir zaman da ,kardeşimin bile yapmayacağını sen yaptın bana.İşte o gün, arkadaşım değil ,dostum olduğunu anladım.Ve bu duygunun yerini hiç bir şeyin alamayacağını da...
Sen ne arkamda,ne önümde hep yanımda yürüdün dostum..
Senin bana kattıklarının birazını da ben sana katabiliyorsam ne mutlu bana!İyi ki varsın,iyi ki benim dostumsun..
Ne demişler;*aynı dili değil,aynı duyguyu paylaşmak önemliymiş..*



Öykü Atölyesi Paylaşımı için Nurdan 'dan..

23 Mart 2009 Pazartesi

mim konusu

Sevgili PrimaRima beni mimlemedi ama ,ben kendi kendimi mimledim.:))))
1-bana en yakın kızılderili ismi;
çadıra vuran damla olurdu sanırım.,neden mi?beni kim ağlatırsa mutlaka sesini duyarım,bir şekilde rahatsız olur..
2-benimle özdeşleşen hayvan adına gelince..
olsa olsa kedi olurdu herhalde.Çünkü;ben hep üşürüm,sıcak olan yerler favorim ,kediler de öyledir ya!
Bunun dışında maymun da olabilir.Bu aralar elime ne geçse ağzımda,tıkınma dönemimdeyim :((

Evimizin TEK erkeği



Sabaha karşı saat 04 00 ..Evimizin tek erkeği kedimiz çılgın,garip şeyler yapıyor,o uyuşuk tüğ torbası,kıvranıyor ,yerinde duramıyor...Panik olmadım dersem yalan söylemiş olurum.Hani derler ya ,bazen felâketleri hayvanlar hissedermiş,davranışları değişirmiş diye..Yoksa deprem mi olacak diye korktum açıkçası!
Çılgını sakinleştirmek için kucağıma aldığımda ,iğrenç bir koku geldi burnuma.Aman Allahım!Poposunda kocaman bir kaka parçası tüylerine yapışmış,arka bölgesi tamamen kakaaaa!!!!
Tabi çıldırdım!Hem de çılgın dan daha çok...Hemen banyoya girdim ,onu temizlemek için,ama bu mümkünmü?Tüm ev halkını ayağa kaldıracak kadar bağırıyor,beni tırmalıyor,ben onu tırmalıyorum,derken ,gerekeni zor da olsa yaptık.Onu temizlemeyi başardık.Tabi bununla bitmedi.Sabah erkenden doğru veterinere,traş olmaya..Onu veterinere bırakıp eve döndüğümde ,tüm evi kırklar gibi temizlemek zorunda kalmak ta şaka gibi bir şey!!!!
Neyse bizim ki tüğ torbası olmaktan kurtuldu ,böyle daha mı şirin oldu ne!! Biraz utanıyor olsa da bizim erkeğimiz, kesinlikle daha hijyenik olduğu kesin...:)))))))

Puzzle


Tanrım,benim önüme koyduğun tüm puzzle lar bu kadar karışık ve zor olmak zorunda mı?Her seferinde biraz daha karışık,biraz daha içinden çıkılmaz...Bu ,bana verdiğin bir cezamı diye düşünmekten alamıyorum kendimi!
En son öyle bir puzzle attın ki önüme,bir parçasını bile yerine oturtamadığım...Anlaşılmaz!
Tam da en zoru buydu,oh bitirdim dediğim anda ,ne bu şimdi Tanrım?Yoruldum!
Belki de önüme gelen her zordan kaçmalıydım ki,daha kolayını ver diye!Artık kaçıyorum,bu puzzle ı reddediyorum,hiç uğraşmayacağım,yapmaya çalışırken,avuçlarımın teriyle bozulan her bir parçayı da çöp kovasına atacağım.
Hadi ,kime verirsen ver bunu,birkaç parçasının eksik olduğunu anlayacak kadar,çözecek biri varsa tabi.

Üzgünüm ,bu defa yokum Tanrım..

22 Mart 2009 Pazar

Herşey durgun

Bugün ,havada,suda,insanlarda,evde,yollarda garip bir durgunluk,sessizlik var sanki!Herşey,herkes susmuş,başını öne eğmiş,bir şeyler bekliyor gibi..Aklıma ,eski teksas filmlerinden sahneler geldi bir an.Hani, bir kovboyun sessiz sokakta ,tahta sandelyenin ,sallanan sesiyle uyumlu,elinde bir ağaç parçasını şekillendirmeye çalışması..Ya da üç ,beş suratsız insanın bir barda ,birbirlerine haince bakarak sessiz sedasız içkilerini fondip yapmaları..Ve bir anda ,şiddetli nal seslerinin duyulması,ardından silah sesleri,herkesin bir deliğe saklanması...
Evet,acaba benim hissettiğim sessizliğin,durgunluğun sonunda ki gürültü ne olacak acaba?

ŞARKILAR...

Ah Vaçe,gecenin sonunda yaptın yapacağını...Uzun zamandır böylesine hıçkırıklara boğulmamıştım.O son söylediğin ,babana hitaben ,yüreğinin en derininden dile getirdiğin şarkın beni bitirdi.Sabahın nerdeyse 6 sı ama ben hala ağlıyorum,canım babama...Nur içinde yat babam benim.Bu yürek yangını hiç bir şeye benzemiyor Vaçe,ne kadar da haklısın,yüreğine ,sesine sağlık...

21 Mart 2009 Cumartesi

Babalar !!!!!!!!

Benim küçük cadım

Dün akşam eve girdiğimde büyük cadım ,kapıyı endişeli bir yüzle açtı .Ne oldu diye sormama gerek kalmadan,küçük cadımın, ağlayan titrek sesi telefonun diğer ucundakine birşeyler anlatıyordu.
Telefonun diğer ucunda ki kızlarımın babası,benim eski eşim di.
Birdenbire tv de birşeyler izlerken,"ben babamı özledim"diye hıçkırıklara boğuluvermiş,küçük cadım.
İçimde bir şeyler cızzz etti ,onu öyle görünce..
Aslında boşanalı 2 yıl oldu ama,ben 8 yıl önce boşanmıştım ,her anlamda...Tam altı yıl bekledim,küçük cadım 12 yaşını tamamlasın ,doğruyu yanlışı görsün diye..Yine de üzüldüm ,yine de içimden birşeyler kopuverdi işte...Bu kararı veren bendim sonuçta..
Benim kızlarım,diğer boşanan çiftlerde olağan olan, her hafta sonu babaların yanında geçen zaman gibi bir olayı yaşamıyorlar.Ancak üç ,dört ayda bir babalarını görüyorlar(babadan kaynaklanan bir durum),tabi şükretmek lazım hiç aramayan sormayan babalar olduğunu düşünürsek!!!!!

Sevgili babalar!

Bu çocukları biz anneler,annemizin evinden çeyiz olarak getirmedik.Beraberce karar verip dünyaya birlikte getirdik.
Biz boşanabiliriz,nasıl evlilik normal se ,boşanmakta bir o kadar normal..Keşke herşey güllük gülüstanlık olsa da boşanmalar olmasa...Zaten kimse boşanacağım diye evlenmiyor,sonuç o noktaya geldiyse de geri dönülmüyor..
Ama, lütfen, sadece eşinizden boşanın,çocuklarınız dan değil...Çocuklarınızla geçirebileceğiniz kaliteli zamanlar yaratın.Bu zamanın ne kadar olduğu değil, kaliteli olması önemli.Çocuklarınızı tanımaya çalışın,öyle ilginç dünyaları var ki bunu keşfedin,inanın pişman olmayacaksınız....
Tabi ki bu söylemlerim,istisnai babaları içine alamaz,onları kutluyorum yürekten...

Ne düşünülür acaba?????


Bugün aklıma muzip şeyler geldi...Haftanın dört gününü geçirdiğim spor clubünün soyunma odasında,onlarca kadın ,sadece bir peştemalle salınıp duruyorlar.Kimi giyiniyor,kimi soyunuyor,kimi saunada ter atıyor,kimi dinlenme odasında yorgunluk çıkarıyor.Aklıma gelen se;düşünün bir kere ,böyle bir ortamda kadınların düşüncelerini okuyabilseydim,ne cümleler çıkardı ortaya..

-"ay bende o kadar zayıflamalıyım"
-"kahretsin taş gibi vücudu var niye geliyor ki"
-"ıyyy ne kadar çok selüliti var"
-"giydiği çamaşır tarihten kalmış"
-"göğüs yapmak için bu kadar uğraşıyorum,şuna bak doğuştan inek gibi"
-"anladık güzel vücudun var ama bir peştemal alsayın bari üstüne"
-"o göbeği yapana kadar aklın nerdeydi"
-"ayy hangi bady le daha çok dikkat çekerim acaba"
-"yok bu eşofman şişman gösterdi,bir daha giymem"
-"iyi ki kendime dikkat ediyorum ,allah korusun şunun gibi olabilirdim"
hehehe,

benim aklıma bunlar geldi,eksikleri tamamlarız sonra....

19 Mart 2009 Perşembe

Çocuklarımız Kimlere Emanet????


Bu sabah ,zor ve uykusuz bir gecenin ardından,küçük kızımı okula gönderirken,bana ,dün sınıfta yaşadığı tatsız olayı anlattı ve okula gidip, bunu tekrar yaşamaması için bir şeyler yapmamı istedi.
Efendim, yaşadığı tatsız olaya gelince;sınıfta herkesten dayak yiyen bir erkek çocuğunu korumak isterken(benim minik yürekli kızım),kendisi kurban gidiyormuş ,son anda kurtulmuş.Bu gururnu çok incitmiş.Tabi ben dururmuyum,hemen kalktım okula gittim.Müdür beyle konuşmak üzere odasına girdim.Müdür bey;*ikisini de çağırın barıştıralım* dedi.E *güzel bir yol izliyor* diye düşündüm.
Benim cimcime ile diğer çocuk müdürün odasına geldiklerinde,müdür yerinen fırlayarak*bumu o çocuk *diye öfkeyle sordu ,benim cimcimeye.O öfke benimkini pişman etmiş olsa gerek ki,ağzında biraz geveleyerek *evet*demek zorunda kaldı.Müdürün çocuğun kulağını öyle bir çekişi vardı ki gözlerime inanamadım.Bununla kalsa keşke!Arkasından çok şiddetli 3 tokat ve başladı konuşmaya.."Biz bundan bıktık,babası yok diye acıyoruz,yetim diye acıyoruz ama bu uslanmaz bir çocuk,bakıyım lan ceplerine ilaç falanmı alıyorsun yoksa sen?Bundan herşey beklenir.."
Gözlerime ve kulaklarıma inanamadım.Orda yerin belkide on kat dibine indim,benimle birlikte kızım da ..Kızımın gözleri doldu nerdeyse ağlayacak...Dayanamadım"sakın vurmayın"diye bağırdım.
Odadan önce çocuklar sonra ben çıktım.Doğruca sınıfa çocuğun yanına gittim ,oturdum ve bir yetişkin olarak müdürün namına özür diledim,biraz da sohbet ettikten sonra okuldan ayrıldım.
Şimdi;bu çocuk ,eğitim ve öğretim almaya gittiği yerde,bu kurumun en başında ki bunu yaparsa,bu tür davranışları ben niye yapmayım diye düşünmez mi?

Müdür bey;dayakla bir yere varılmayacağını benden daha iyi biliyor olmalısınız!

Ben seni ve senin gibileri ,bulunduğunuz konuma getirenleri şiddetle kınıyorum.Bence siz gidin,ahır temizleyin.Yazık,ülkeme ve çocuklarımıza acıyorum..Kimlere emanet ediyoruz???

Zarfsız Mektup


İlk kez bu kadar uzakken,yakın hissettim seni kendime,hapsettim aklımca bugün kendimi sana.Yalnızca seni düşündüm,seni yaşadım, benim sana uzak dünyamda.Dedim ya aklımca işte..

Seni uğurladım.Ardından su dökemiyecek te olsam,uğurladım yinede.Gidişin üzecek beni,özlemle gelişini beklemek zor olacak.Kıskandım birden bire,yanında taşıdığın eşyaları bile.

Hani demiştin,*aşk zordur,kolay olsa aşk olmazdı *diye,haklısın zormuş!

Meleklerimi seninle uçuruyorum,gölge gibi..Dualarımı da göğsüne iğneliyorum.Sakın üzülme ben üzülürüm diye..Bekleyeceğim,çabucak dön geri.Bekleyeceğim dönüşünü,ayın yıldızları ,toprağın suyu,çiçeklerin güneşi beklemesi ,istemesi gibi...

Güle Güle....

Dökülüverdi birden!!

Gözlerin kelepçe vurdu gözlerime,
Taktın at gözlüklerini de üstüne,
Düşe kalka sürünerek,arkandan,
Sen nereye ben oraya gizlice....

Kelepçesiz mahkumlarmıyız neyiz!


Şu internet denen ışık kuyusuna ne zaman düştüm de bu kadar gözüm kamaşıp kör oldum? Evet hatırladığım kadarıyla bundan 10 yıl öncesi,belki de daha da öncesi de evde internet vardı,sadece banka işlerim için ,(havale ,fon,eft)kullandığım kolay bir yoldu.
Bundan iki yada üç yıl önce uzakta olan bir arkadaşımla iletişim kurmak için msn kullanma yolunu seçtim.Aslında ailemin yurt dışında yaşayan üyeleriyle de msn den yazışıyorduk ama bana ait bir msn adresi yoktu.Kızımın msn adresini kullanıyorduk.O zamanlarda evliydim,bir sürü sorun, stres ,2 tane çocuk ,yerinde duramayan oturmaktan hoşlanmayan,dünyayı dizginleyecek gibi koşuşturan bir de ben ...
İlk msn adresimi aldığım günü hiç unutmuyorum.Nasıl alınır ,ne yapılır?İstanbul dışında bir internet kafede,bu konudaki bekâretim bozulduğunda,bana yardım eden görevlinin suratı hiç aklımdan gitmiyor.Görevliyi soru yağmuruna tutmuştum,adam nerdeyse kovacaktı beni..
İşte tam da bundan sonra kendimi bu kuyuda buldum.Meraklı yapımdan dolayı da o gün bu gün karıştırıp duruyorum.
Ben bu kadar haşır neşir olmadan önce,bazı arkadaşlarım yedi yirmidört eşeleniyorlardı internette.*Ne var da bu kadar kendinizi hapsediyorsunuz *diye kızıyordum.
Neyse...
MSN le başlayan internet maceram,msn sayfasında ki resimleri karıştırmakla devam etti.Kimisi alışveriş sitesi ,kimisi de arkadaşlık sitesiydi,durabilirmiyim hepsini kurcaladım,hatta üye bile oldum ,çünkü üye olmadan giremiyorsunuz ya! aaa pat diye bir adam karşıma çıkıverdi bir gün,*güzelim nasılsın ben ..... cam in varmı*,derken bir başkası başkası daha..Anladım ki insanlar burda, arkadaşlıktan başka şeyler peşindeler ...O sayfalar sonsuza kadar kapandı bende.
Sonra face book ile tanıştım,uzun zamandır bulmak istediğim arkadaşlarımı buldu bana bu site..
Eve hergün gazete almayı bırakıp, sadece hafta sonları gazete almaya başladım.
Facebook ta bi ara ciddi anlamda ,sanal olarak poker oynamaya başladım,adım poker kraliçesi bile oldu,sanal paraları çok cömert dağıttığım için kimisi de melek koydu adımı,herşey ne güzel ,egomu nede güzel tatmin ediyordum.Neyse ki pokerden sıyrılmayı başardım.Şimdi çok sıkıldığımda beş on dakika oynayıp çıkıyorum.
Yazılarımı artık kağıtlara değil de elektronik sayfalara not alıyorum. (Bir şey itiraf etmeliyim!Kağıt kokusunu özledim!)
Günlük yoğunluğumu bitirdikten sonra kendimi ekranın karşısında buluyorum.
Çevreme baktığımda da aynı insan guruplarını görüyorum.Aslında herkes yalnız,yalnızlığımızı bu kuyuda dile getirmeye çalışırkan ya da gidermeye çalışırken,farkında olmadan daha da dibe mi vuruyoruz.?

Bir arkadaşımın söylediği cümleler hiç aklımdan çıkmıyor,*aynı evin içinde ,eşimle, msn den konuşabiliyoruz*.!!!!!!!!!!!!!!


Gerçek olan internet, dünya mı sanal,yoksa gerçek olan dünya mı??????
N.Z


15 Mart 2009 Pazar

Üzersin!

Sakın yanlış anlama,üzersin
Niyetim, leş kokan çarşafların,
Lekeli gecelerin içinde,
Sevişmek olamaz seninle.
Mis kokan ruhun omuzlarında,
Başımı dolaştırmak,
Yüzümü terinle yıkamak,
Ruhumu,ruhunla seviştirmek,istediğim.
Gerisi boş,gerisi yalan,
Tek gecenin koynunda,
İhanetlerin marifeti bir düş olmak değil niyetim,
Sakın yanlış anlama üzersin.
Beyninde örümcek,
Kalbinde küflenen sevgi tohumları varsa eğer,
Sakın yaklaşma,
Bedenim hançer,gözlerim ok olur,
Neye uğradığını şaşarsın.


N.Z 15.03.2009

Birisi


Artık ,birilerini tutmak ,kollamak ,korumak,sevmek,kendimden vermek istemiyorum.Kadınım ben ,hem kadın hem erkek olmak istemiyorum.

Birisi beni tutsun,düşeceğimi anlayıp dizlerim yere çakılmadan sarılsın belime.Bir şeye ihtiyacım varmı diye sorsun,ben de ona ihtiyaçlarımı söyleyim ,yirmisekiz dişimi göstererek.Rüzgârdan,kardan,yağmurdan,soğuktan kara bulutlardan korusun beni,haksızlıklardan,kem gözlerden kollasın.O kadar çok sevsin ki,Ferhat'la Şirin,Kerem ile Aslı kıskansın bizi.Benden önce kendinden versin ki ona hayatımı vereyim.

Beni uçursun bulutların üstünde,şimartsın,dünyasının merkezi olayım.

Varmı dır böyle birisi? Neden olmasın ki ,her körün bir topalı olmazmıydı?

Hani demişler ya,kadınlar hindulara benzer diye,,her kadın hayatının bir döneminde bir öküze taparmış.İşte bende uzun bir dönem bir öküze taptım, ikinci bir öküz çıkmasın karşıma...

Yalandan da olsa...


Sesler uçuruyorum gökyüzüne,rengârenk uçurtmalar şeklini alıyor ya da rengârenk yüzlerce balon oluveriyorlar.Onları sadece ben görebiliyorum,başka kimse ama hiç kimse göremiyor.Deli ruhum ,yapıyor herzaman ki gibi,yapacağını bana.

Taşlar sektiriyorum su birikintilerinde,altı ,yedi,sekiz sayıyorum.Deniz olmasa da olur ,o su birikintilerinde saydığım sekmeler, birer yunus yüreğimde ,şarkılar söyleyen kendilerince..

Anlatamıyorum kimseye ,inanmıyorlar bana.Oysa boynumda taşığım inci kolyenin herbir tanesi ,gözlerimden akan damlalardan ibaret.

Gözlerimde ki buğu,bahçemde açan lalelerin çürümemesi için ,yağmur bulutlarının sesliği.

Kaşlarımın çatıklığında binlerce asker barınıyor,akıllarınca beni asvalt yüreklilerden koruyacaklar.

Bedenim hoyrat laf dinlemez olmuş bu günlerde,örtünülesi bez parçalarından fırlamak ,kulağıma birşeyler fısıldayan meleğin ardından terbiyesizleşmek ister.

Dedim ya anlatamıyorum kimseye inanmıyorlar bana,sanki hiç hayal kurmamışlar yalandan da olsa...

13 Mart 2009 Cuma

Spor su spor su


Temmuz 2008 de,İstanbul'dan Bodrum'a doğru yola çıkarken,arkamda ikibuçuk aylığına,canım arkadaşım ,dostum Gonca'mı birde hergün ciddi boyutlarda yaptığım sporu bıraktım.Nasılsa Gonca'm bir ara kaçamak yapıp kısa da olsa yanıma gelecekti.Spor sa orda da yüzerek ve de 3 katlı evi temizleyerek devam ettirebileceğim bir uğraştı.Biraz kırık olmama rağmen böyle pozitif düşünerek,o çok sevdiğim cennete gittim.Keyifli geçen iki buçuk ay dan sonra,dönüş yolun da ciddi bir trafik kazası geçirdik.Aracı kullanan ben olunca ,ciddi anlamda suçluluk duydum.Şükürler olsun ki kedimiz çılgın dahil hiç birimize bir şey olmadı.Çok büyük bir şokla, kasko şirketinin bize ayarladığı bir araçla İstanbul'a döndük.Kazanın sebebini hâlâ anlamış değilim,bunca yıldır araç kullanırım ilk kez böyle bir şey başıma geldi.Denilene göre yola dökülen mazottan dolayı direksiyon hakimiyetini kaybetmişim.Allah kimsenin başına vermesin .


Evet sözüm ona döner dönmez devam edeceğimi sandığım spora tam 5 ay ara verdim.O kazanın şokundanmıdır ,işsizliktenmidir nedir bilmiyorum ama koskoca 5 ay..Bu hatayı daha önce hiç yapmamıştım.Bu hata bana sekiz kilo olarak ceza verdi.Neyse ki beş ay sonra da olsa toparlanıp tekrar başladım spora.Bu sekiz kilo beni asla korkutamaz onu alt etmesi çok kolay.


Herkesin, bir şekilde sporu hayatına sokması gerektiğini düşünüyorum,bu konuda da ısrarcıyım,hiç bir şey yapılamıyorsa eğer ,haftada üç gün birer saatlik yürüyüşlerin bile çok işe yarayacağına emin olun.Eğer hayatınıza sporu dahil ederseniz,yapmadığınız zamanlar da,bir eksiklik hissedip üzüleceksiniz emin olun.


Buna ilave, su içmek gerektiğini herkes bilir ama nedense birçok kişi günde bir bardak su bile içmez.

Suyu ambalajlayıp zayıflama ilacı diye eczanelerde satmaya başlasalar,eminim pek çok kişi rağbet eder.Abuk sabuk birsürü şeye dünyanın parasını verip ,genç kalmak adına,zayıflamak adına,bağışıklık sistemini korumak adına alıyoruz.Ben iddia ediyorum tek başına *su bunların hepsini halletmeye yeter.Günde 2 litre su+spor+akşam 17 00 dan sonra meyve dahil hiç bir şey yememek,sadece ot çaylarını tüketmek sağlıklı ve fit olmak için yeter.Denemek çok kolay..


Spor yaparak beynimizin endorfin salgılamasını sağlarız,su içerek iç organlarımızı toksinlerden arındırırız .Herkes bilir ki ağrılarımız olduğunda beynimiz endorfin salgılamaya çalışır,endorfin ağrıları azaltıp yok ettiği için, vucut denilen süper makina otamatiğe alır kendini,bizimde ona yardımcı olmamız gerekir.Spor yapamıyor ,yürüyüşlere çıkamıyorsanız evde çılgın bir müzikle dans etmek te işe yarayabilir,ama kasılmadan, çılgınca dans etmek lazım.


Bir de küçücük bir güzellik tiosu;kaz ayakları için, sadece bir yada iki liraya alınabilen bebanthem merhemi hergün kullanmak süper sonuçlar veriyor.Pahalı göz çevresi kremlerine gerek kalmıyor.
Evet düzenli spor yaptığım için çok mutluyum.Su derseniz eğer ,suyu ben ,doktor reçetesi olarak aldığım zamandan beri tam 20 yıldır hergün iki yada üç litre tüketiyorum.İnanması belki zordur ama,suya alıştığınız da tıpkı sigara gibi ,onu içmeye gayret ediceksiniz..
Eğer bu yazımla bir kişiyi bile spor ve suya teşvik edebildiysem ne mutlu bana da ,ona da...

PrimaRima

Sevgili PRİMARİMA,hani şu 2 gün evvel gittiğim Ada Kültür den bahsedeceğimi söylemiştim,biraz geç oldu belki :(,yinede gezinirken gözüne ilişir ümidiyle..
Taksim meydandan istiklal'e girip sağına soluna bakınarak ,keyifli bir yürüyüşten sonra,Galatasaray lisesini de arkanda bırakıp ,artık dinlenmek istediğinde,oturup bir şeyler yiyebileceğin,içebileceğin,hatta bir kitap kurduysan,kitap alışverişini de bu arada aradan çıkarabileceğin hoş bir mekân.
Bir de yanında sevdiğin insanlar olursa daha da hoş :)))
Eğer yolun düşerse uğra derim.

12 Mart 2009 Perşembe

Teknoloji bu olsa gerek! izle ve gör...

Özlem..


Özlüyorum seni,
Özlüyorum deniz adamı,
O kocaman yüreğini,
Küçücük ellerini,
Teninde terini,herşeyini..
Senden sonra,kimse bana
Yağmur gözlüm demedi,
Gözlerimdeki buğuyu kimse silmedi,
Yüreğimdeki fırtınayı dindirmedi..
Aylar ne de çabuk geçiyor,
Oysa o altı ay,ne uzundu.
Hatırla sitemimi ,ahımı,
Hatırla gözlerimde ki yağmuru..
O yağmur şimdi yüreğimde,
Kapalı pencerelerim buğulu,
Küf sarmış dört bir yanımı,
Özlüyorum seni deniz adamı,
Aylar sonra,kendi kendime,
Yine, yeniden seninle düşlerde...


N.Z 12.03.09

Söyle!

Ne kaybedersin?İstiyorsan söyle,
İstemiyorsan da söyle.
Düşünme,şimarır kendini kaybeder,
Düşünme,kırılır incinir diye,
Dürüst ol,mert ol ,yiğit ol..

Eğer istiyor da söylemiyorsan,
İstemiyor gibi görünüyorsan,
Kırarsın,hem kendini hapsettiğin zincirleri,
Hem de,hapsolduğunu zannettiğin,
Duyguları,düşleri..

Yazık,zaman geçer,ömür biter,
Bitmez sandığın herşey.tükenir yiter,
Farkına vardığında,
Bir de bakmışsın,ne zincir kalmış,
Ne duygu ne de düş.,
Hepsi bir bir gider..

N.Z 12.03.09

Adsız

Bok çuvalı gibiyim,üstümden sifon akmış,kilometrelerce yol yapmış,sonra da bir çuvala konulup bir köşeye bırakılmış..Böyle diyor içimde ki ben,işte böylesin bugün sen..
Neden?
İstediğimde tam bu değilmiydi?Uzun zamandır beklediğim.Evet uzun zaman oldu.Ben demimi almışım o kesin,ne yazık ki o kaynamamış bile..Kimbilir ,belki de çabucak kaynar,kısık ataşe alır kendini.Yok yok,kör olmamak lazım,böyle olmaz.
Evet bok çuvalı gibiyim,tezek bile olmayan bok çuvalı....

10 Mart 2009 Salı

Ada Kültür


Anadolu yakalı olduğumdanmıdır,yoksa sokak ta olmayı pek sevmediğimdenmidir,İstanbul da özellikle de Avrupa yakasın da ,nerede oturulur,nerede güzel yemek yenebilir pek bilmem.Zaten gerektikçe de öğreniyorum.Şükürler olsun ki sağımdaki solumdaki arkadaşları ,dostları bırak, yurtdışında yaşayan arkadaşlarım bile benden daha iyi biliyorlar İstanbul'un cemiyet hayatını.Bunlardan biri de çocukluk arkadaşım Sem.(aslında Semra da biz ona sem deriz nedense)

Sem yıllardır Kanada da yaşıyor ama yılda 3 kez mutlaka gelir,sayesinde biz de gezmelere doyarız.Hemen programı yapmış telefonda emirler yağdırıyor,"Çarşamba günü saat 15 00 da Taksim'de Ada Kültür de öğle yemeği yemeliyiz,akşam sende toplanalım, şarap peynir yapalım,gece de canlı müzik yapan bir yer bul kuduralım'..Ona hayır demek mümkünmü,imkânsız..

"Deli Sem'im!seni çok özledim, yarın 15 00 i iple çekiyorum."

Bu arada, bu Ada Kültür nerdedir,nasıl bir yerdir bilmiyorum , araştırdım fena değil gibi.Bakalım denilene göre,servisi ağır olmasına karşılık,yemeklerin lezzeti bunu affettiriyormuş.Müzikleri,şarapları da hiç fena değilmiş...

9 Mart 2009 Pazartesi

İnadına..


Türkü söylemek lazım bazen,sazın dilinden anlamayanların inadına.Sokakta yürürken adım ,adım,kendi kendine konuşmak lazım,sorgulamanın yüzleşmenin hazzını bilmeyenlerin inadına.Bahçede, çocukların kaçan topu ayağınıza,kolunuza,sırtınıza çarptığında,şut çekmek lazım,çocuk kıymeti bilmeyenlerin inadına.Hastayken bile,günü gün etmeli,hastalığın arkasına sığınanların inadına.Gerekirse, bütün geceyi tartışarak geçirmeli,konuşmayı unutanların inadına.Küfür etmeli,öfkeyi kusmalı,bağırmalı haykırmalı,içinde saklanıp ihanet edenlerin inadına.Empati kurmalı,insanlara,doğaya,hayvanlara karşı,at gözlüğünü çıkartmayanların inadına.Sabah karşına çıkan,dilenciye ,çöpçüye,öğrenciye,komşuya herkese günaydın demeli,selamsızların inadına.Evde ki huzurun asıl zenginlik olduğunu bilmeli,paranın esiri olmuşların inadına.


İnadına ayakta kalmalı,inadına sımsıkı tutmalı hayatı inadına....




N.Z

Kadınlar Günüymüşşş Hah

Bugün 8 Mart dünya kadınlar günü,e ne olmuş kadınlar günü olmuş da?Kadınlara bugün ,gökten para mı yağıyor,devlet bir güzellik mi yapıyor,kadınlara herşey bedava mı ,trafikte erkekler *aman kadınlar günü* diye sıkıştırmıyorlarmı ,allah aşkına ne oluyor?

Kıymet bilen bir kaç eş,dost,sevgili ya da kocadan bir kaç hediye,sadece bu..

Oysa *Dünya Kadınlar Günü* deyince ,çok heybetli ,büyük bir şey gibi geliyor insanın aklına.

Ya, bu saçma sapan günleri kaldırsınlar ya da işe yarayan hale getirsinler.Sadece kadınlar günü için söylemiyorum bunu akla gelen ,başında *Dünya* ibaresi olan tüm günler için söylüyorum.

Tabi ki bu naçizane benim fikrim..Saygı duyan da sağolsun ,duymayan da..

7 Mart 2009 Cumartesi

Son Sigaram


Yaktığım her sigara,
Son sigaram.
İçimdeki boşluğu,
Doldururmu bu duman?
Ha gayret bir tane,bir tane daha,
Yırtılan duygularımı sarmaya.
Her nefes bir iğne,
Her duman bir ip sanki,
Yama yapmak istercesine..
İğne var,ip var ama,
Yama yok,
Dik dikebildiğin kadar.
Sakın!durma!
Her seferinde de son deyip,
Kendini yorma!
Son da neymiş?
Sonsuz zaman içinde..
Ben mi onu içiyorum hızlı, hızlı
O mu beni içiyor yavaş, yavaş..
Bakalım hangimiz o sonu görecek,
Hangimiz o istasyonda inecek??


07-03-09 Nurdan Z. 04.48

*İstasyon

Bir çöküştü yaşadığı,eski demiryolunun kıyısında bir istasyonda, saymadı kaç zamandır bekliyordu.
Oysa ki biliyordu ,eski demiryolu,eski istasyon yıllar var ki burdan hiç tren geçmemişti.Trenler yeni demiryollarını kullanıyorlardı.Belli ki kandırılmıştı,aldatılmıştı.Beklediği tren gelmeyecekti.
Çok uzaklardan bir ses duyduğunu sandı,acaba kulakları ona oyun mu oynuyordu,tıpkı çölde serap görmek gibi.Eğer duyduğu ses,gerçekten bir tren sesiyse,eğer o trene binerse ,işte o an,zaman duracak,nefesi tutulacak ,hayat onun için başka olacaktı.İhanetleri,yalanları,dönme dolapları arkada bıracak,yeni istasyonlar görecekti.Belki de istasyonun birinde inecek,yine yeniden bekleyecekti..
Tüm bunları düşünürken,geçen zamanın farkında değildi.Bütün uzuvlarıyla kurduğu hayalin içindeydi.
Birden kulağını tırmalayan sesle kendine geldi.Tam karşısında o beklediği tren ,acı acı bağırarak durmaya çalışıyordu.Sonunda durdu,koştu,binmek istedi.Hangi kapısına gitse kapalıydı,açılmıyordu,içinde de kimse yoktu.Bir ses bir suret arandı,gördüğü o yaşlı,beli bükük ihtiyara sormaya çalıştı kekeleyerek..
Aldığı cevap sa "terkedilmiş uzak istasyonlara,benim gibi yaşlı, iş görmez ,emekliye ayrılmış trenden başkası gelmez,o trenden tanıdık bir yüz inmez,başka bir istasyonu da asla göremez"...
"Sen neden bekliyorsun?"
Hiç cevap vermeden,tıpkı aylardır beklediği o tren gelecekmişcesine yine çöktü oturduğu yere bekleyecekti,o tren gelecekti,o tren gelecekti...

*öykü atölyesi kelime oyunu paylaşımı için nurdan'dan bi kaç cümle..

5 Mart 2009 Perşembe

yaşasın kötülük


Artık, başucu kitabım haline gelen secret'ı okumak istemiyorum,ona daha fazla inanmak istemiyorum,polyanna olmak istemiyorum,iyi biri olmak istemiyorum,dürüst davranmak istemiyorum,anlayışlı,özverili,hoşgörülü olmak hiç istemiyorum,iyi olan hiç birşeyi istemiyorum,

Zaten iyi olan şeyler beni ziyaret etmez,ama ben aptalca hep isterim,isterim..

Yaşasın kötülük,yaşasın yalan,yaşasın fesatlık,kıskançlık,yaşasın kem göz,yaşasın şeytan...

4 Mart 2009 Çarşamba

Ah Ulan Rıza


..............................

Karıyı boşayıp, Sıfır bir Mercedes alacaktık.

Hafta sonu iki yavruyu kapıp

Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık.

Ah ulan Rıza.......

Bu mahallenin nesini beğanmedin de,

Öte yana taşındın?

Arasıra gıcıklaşırdın ama inan...

Benim en kral arkadaşımdın.

Ulan Rıza....ben şimdi bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?

Senden ayrılacağımı sanma...

Birkaç güne kalmaz ben de gelirim.



Yusuf Hayaloğlu





Onu da kaybettik,o da yenildi ölüme,şair,ressam,söz yazarı.Dokuz şiirine yüz yirmibeşbin dolar ödenen değerli,naturalist sanatçı..
Nur içinde uyu.

3 Mart 2009 Salı

Ben Koca Bir Aptalım

İnsan bir kere hata yaparsa,bunun da farkına varırsa ,bunun adı hatadır.
Aynı hatayı bir kez daha yaparsa,farkındaysa bunun adı aptallıktır,
bir kez daha yaparsa,benim gibi,,,,çıkıp anırması lazım "BEN KOCA BİR APTALIMMMMM"diye!!!
*Yapamam* kelimesinden her ne kadar nefret etsem de,artık aptallık YAPAMAM!

2 Mart 2009 Pazartesi

Dünya Erkekler Günü

Kadınlar günü,sevgililer günü,anneler günü,çocuk bayramı ,babalar günü derken,acaba erkekler günü yokmu diye düşündüm.Bu güne kadar duymadım da..
Küçücük bir araştırma yaptım ,
Sakarya’da Gazeteci Tarık Bulut ile Kameraman Murat Solmaz’ın her yıl 3 Mart olarak ilan ettiği bir erkekler günü buldum.Evet bu dünya erkeklerinden olan arkadaşlar 3 Mart'ı, dünya erkekler günü ilan etmişler,duyduk duymadık demeyin..
Sanki hergün erkeklerin değilmiş gibi..
Ne yapar bu erkekler?Çalışmanın dışında..Çalışmaksa kadınlar da çalışıyor artık..Bunun dışında ne yaparlar?
O ister, kadın çocuk doğurur,
O ister, kadın yemek yapar,
O ister, kadın geyşalık yapar,
O ister, kadın çalışır,
O istemez ,kadın çalışmaz,
O ister ,kadın dayak yer,
O ister, çocuk şiddet görür,
Kadınına göstereceği şefkati, tv kumadasıyla uyuyarak ona göstermeyi tercih eder,
O aldatır,
Kadın yaparsa adı orospu olur,
Bu adı da o icad etmiştir zaten..
Bu arada istisnalar yokmudur?Elbette vardır,ben de o istisna erkeklerin gününü kutluyorum.Hani şu dünya erkeklerinden olan arkadaşlarımızın ilan ettiği 3 Mart erkekler gününü,hem de iki gün öncesinden kutluyorum...

O'nun Adı Kadın

Kadın kalktı yavaşça ,
Alev rengi, saten çarşafların arasından,
O, eğilmeyen başı dimdik yukarda,
Gecenin karanlığını yırtan çıplak teni,
Bir yılanın ki kadar kıvrak bedeniyle..
Henüz gün ağarmamış,
Saatler ya üçü ya beşi gösteriyor.
Ne farkeder ha üç, ha beş,
Zamanı unutmuşcasına,umursamadan,
Öylesine geçer gider ,ardına bakmadan.
Biraz solgun ,biraz ürkek oldukça da yorgun,
Gecenin hakkını vermişliğinin garip tebessümüyle,
Hoyrat rüzgârın estiği ,
Issız yollara attı kendini.
Kaldırım taşları arkadaşı,çöp varilleri sığınağı,
Gün ağarana dek ,kaç adım attığını bilmediği,
Yorgun bedeninin rüzgârla dans ettiği ,
Kimbilir, daha kaç gecesi geçecek o sokaklarda.
Belki bir ay,ya da bir yıl kimin umurunda,
Bir gün cesedi bulunduğunda,
Bir köşebaşında,
Ardından ağlayanı bile olmayacak.
Hoyrat rüzgârın sesi inletecek yeri göğü,
Hiç duyulmamış türküler söyleyip, ağıtlar yakacak,
Giden kadının,kadınların sahipsiz mezar taşlarında...

Nurdan Z. 01.03.09

27 Şubat 2009 Cuma

Geç Kalma Sakın

Hani,ben hep söylerim ya,geçmiş ve gelecek yok ,sadece *an* var diye..
İşte bazı anlar da ,yada biraz daha genişleteyim,bazı zamanlar da karşımıza inanılmaz fırsatlar çıkar ,biz elimizin tersiyle iteriz,sonra da keşke ,tuh,falan demeye başlarız.
O fırsat bir kere kaçtığın da ,karşımıza bir ikincisi çıkmayabilir,eğer çıkarsa da bu büyük şans olur.
Bazı şeylerin ikincisi olmaz,olsa da aradan geçen zaman çok uzun olabilir.
Bu nedenle o fırsatı ya da fırsatları iyi değerlendirmeli kaçırmamalı,çok geniş çerçeve de düşünmeli.. Bu fırsatların ne olduğu ise, kişiden kişiye göre değişen bir kavram tabi ki.
Kimi için iyi bir iş teklifi,kimi için para,kimi için aşk,bazıları için dostluk...
Kaçıranlar şimdiden tuh ,vah demeye başlasın,neyi kaçırdıklarını farketmeleri an meselesi....

Nihayet!!!

Biraz geç te olsa anladım!!!
NEYİ Mİ?
Oda ben de saklı kalsın,eğer, kaldıysa saklanacak bir şey tabi..

26 Şubat 2009 Perşembe

Aptal Kutusu


Şu televizyon denilen aptal kutusunu oldum olası sevmem,ancak bazen işe yaramadığını söylersem yalan söylemiş olurum.

Neler öğrendim şu aptal kutusundan diye düşününce ,neler çıktı...


Yemekteyiz programından;
Yavaş yemek yemeyi,hani sanki ağzında böcek varmış gibi,

Mehmet Ali Birand'dan;
Akıcı konuşmanın hiç de önemli olmadığını,

Esra Ceyhan'dan oyunculuğu,
Okan Bayülgen'den;
İnsanlara it muamelesi yapınca ,değerli olunacağını,

Reklamlar dan;
Dodi,dodi,dodi.. diyerek sinir nasıl bozuluru,

Magazin programların dan;
Dedikodu yapmayı,

Kaynana Semra 'dan;
Çirkef olmak gerektiğini,

İbo Show dan;
Küfretmeyi,

Biri bana gelsin show dan;
kibarlığı,

Güneşin İzinde belgeselinden;
Kırkpınar güreşlerine neden o ismin verildiğini,Sümela manastırı'nın neden o kadar yüksekte olduğunu,yöresel yemeklerden Kavaklıdere kebabanın lezzetli olduğunu,her yerde her şekilde çocukların öncelikli olması gerektiğini ,
Haberler den;
Karamsarlığı,kötülüğü,politik dalavereleri,
ve daha sayılacak bir sürü şeyi

Öğrendim.....

Ya siz?

24 Şubat 2009 Salı

ORDAN BURDAN

> > Erkek, 25 , Yurtdışı> >
Bana bekaretini vermemekte direten kız arkadaşımla tartışma halindeyiz. Tartışma çok alevleniyor ve ona ''Artık yeter, sana sahip olmak istiyorum!'' diye bağırıyorum. Bağırmamla birlikte de, o gün yediğim kuru fasulye etkisini gösteriyor ve gayet seslice gaz çıkartıyorum. Gazdan hemen sonra kız arkadaşım bana mağmalardan mağma beğendirecek bir cevap veriyor: ''Ulan sen daha kıçına sahip olamıyorsun, bana nasıl sahip olacaksın?''

> > Erkek , 38 , İstanbul
Karımla alışveriş merkezinde dolaşırken birden önümüzden inanılmaz güzel bir kadın geçti. Nasıl oldu ben de anlamadım ama ilk defa bir kadına bu derece kilitlendim. Bu durumun farkında olan karımın şu sözleri ile kendime geldim. "Bakma faslın bittiyse kavgaya geçeceğim!"

Erkek , 26 , Ankara> >
Ayakta sevişirken yoruldu ve yatağa uzandı, ''Ne o, yorulmuşa benziyorsun. Kontörün mü bitti yoksa?'' dedim şakayla karışık. ''Yok canım ne bitmesi. Benimki faturalı ama senin telefon çekmiyor galiba.'' dedi. Sustum, sustum, sustum...

> > Erkek , 30 , İzmir
Nişanlıyken karımla iddiaya girmiştik. Evlendikten sonra ilk kim "Bu gece olmaz" derse tüm evliliğimiz boyunca ütüyü o yapacaktı. Centilmenliğimi göstermek için iddia sonuçlanana kadar ütüyü yapmayı kabul ettim. Altı senelik evliyiz, ütüyü hala ben yapıyorum. Bu güzel kadın ya bana gerçekten çok aşık ya da ütü yapmaktan hakikaten nefret ediyor.

Erkek , 28 , İstanbul> >
Hani benim gönlüm sarhoştu yıldızların altında? Hani sevişmek ahh ne hoştu yıldızların altında? Şarkıda kimse polisten bahsetmemişti...

> Kadın , 29 , İstanbul> >
Komşularımızdan, sık sık görüştüğümüz bir teyze annemin samimiyetine güvenmiş olacak ki bir gün anneme bir derdini açmak ve onun fikrini almak istediğini söyledi. Annem kabul edince de anlatmaya başladı. Efendim teyzemizin kocası kendisi ile hiç ilgilenmiyor ve yatakta da kendisini çok ihmal ediyormuş. Haftalarca kocasının kendisine dokunmadığını gören teyzemiz de amcamızı ikna etmek için, televizyonda gördüğü striptiz olayını bir denemek istemiş. Ama amca oralı bile olmamış.. Annem bu noktada soruyor. "Nasıl yaptın ki striptizi, yanlış bir şey mi yaptın acaba?" Teyzem anlatmaya başlıyor: "Yoo, her şeyi sırasıyla çıkardım. Önce hırkamı çıkardım, sonra yeleğimi, kazağımı, içliğimi. Daha eteğime gelmemiştim ki bir baktım benim bey uyumuş. Sanırım başkası var." Teyze bence senin üzerinde fazla kıyafet var, tek sorun bu!

Kadın , 21 , Bursa> >
Annemle babam tartışıyor. Tartışma esnasında annemin kafası o kadar çok karışıyor ki, kendisini aldatmakla suçladığı babama "O çocuklar benden mi??" diyor! Zaten tartışma o anda bitiyor, gülmekten tabii.

Kadın , 25 , İzmir
İşyerinde küpe takan erkek arkadaşımıza babasından yorum: "Bir zamanlar nur topu gibi oğlum vardı; nuru gitti, topu kaldı!"

Erkek , 25 , Trabzon
Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ''Bu ev kiralıktır'' yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ''Bu da'' yazısını görürseniz bilin ki Trabzon'dasınız.

> > Kadın , 34 , İstanbul
Dün haberlerde çıkan tekstil sektörünün krize girmesine kocamın yorumu: "Bak bir aydır alışveriş yapmıyorsun, tekstil krize girmiş!"

> > Kadın , 34 , İstanbul
"Seviyor musun?" dedim, "Seviyorum." dedi. "Ne kadar?" dedim, "Çok." dedi. "Ne kadar çok?" dedim. "Her akşam eve gelip dırdırını çekecek kadar çok..." dedi. Sustum...

Kadın , 23 , İstanbul
Ramazanda cemaat toplanmış, teravihde. Ufaklığın teki de annesinin peşine takılmış gelmiş. Namaz kılınırken sessiz sessiz olanları izleyen çocuğun dudaklarından hayal gücünü ortaya koyan şu cümleler dökülüyor. ''Yatın kölelerim! Kalkın kölelerim! Yatın kölelerim! Kalkın kölelerim!'' Cemaat uzun süre secdeden kalkamadı tabi...

Erkek , 35 , Eskişehir
Tatile giden, hayat dolu yaşlı teyzemiz güya helalleşiyor. "Hadi çocuğum, hakkınızı helal edin, hayat bu; siz ölürsünüz ben göremem, veya siz kör olursunuz beni göremezsiniz..."

Erkek , 28 , ABD
8 yaşımdaki yeğenim "Dayı nasıl oluyor da renkli sabundan beyaz köpük çıkıyor?" diye sordu. "Dur bir düşüneyim." dedim, hala düşünüyorum...

Kadın , 24 , İzmir
Her gece uyurken; "Millet sevişiyor, ben böyle tek başıma yatıyorum, en iyisi evlenmek." diyorum. Sonra sabah uyanıyorum; "Aman şimdi işin yoksa kocana kahvaltı hazırla, evi topla, bekarlık sultanlık!" deyip vazgeçiyorum. Sonra gece oluyor "Evleneyim." diyorum, sonra sabah oluyor vazgeçiyorum, sonra gece...

Kadın , 23 , Ankara
Eski erkek arkadaşımla kahvaltı ediyoruz. Onda kalan ve hatıra olarak sakladığı küpeleri isteyip istemediğimi soruyor, "Gerek yok." diyorum. Bunun üstüne bana dönüp bilmiş bilmiş "Vermeyecektim de nezaketen sordum." diyor. Aradan 10 dakika geçiyor, bu sefer ben ona sokuluyorum ve gözlerinin içine bakarak en seksi sesimle "Beni ister miydin?" diyorum. Gözleri parlıyor ve, "Tabii ki, evet." diyor. Bunun üstüne ben önüme dönüyorum ve "Vermeyecektim de nezaketen sordum." diyorum. İntikam biz kadınları gerçekten güzelleştiriyor.

Kadın , 26 , Ankara
Şiddetli kavgamız sırasında "Gidiyorum ben, bitti!" dediğimde "Dönerken mutfaktan su getir, sana laf anlatacağım diye boğazım kurudu!" diyen kocamı huzurlarınızda yılın kozalağı seçiyorum.

> > Kadın , 24 , İstanbul
Lacivert ceketi, gri pantolonu, kahverengi ayakkabısı ve siyah kemerini bir arada giyen babama annemin yorumu: "Toplama bilgisayar gibi olmuşsun!"

Erkek , 37 , İstanbul
Bir alkış da Sema ismindeki sevgilisine doğum gününde ''Semaver'' hediye eden arkadaşıma gelsin lütfen.

Kadın , 22 , Ankara
Yolda yürürken güneş gözlüklü, kulaklıklı bit tipin bana baktığını fark ettim. Tam yanından geçerken "Gözlük var diye baktığını fark etmediğimi mi sanıyorsun?" dedim.

Erkek , 28 , İstanbul
Sıkış tepiş halk otobüsünde ayaktayım. Arkalardan bir ses duyuyorum. "Biraz uzak durur musunuz beyefendi!" Kafalar o yöne çeviriliyor, adam cevap veriyor. "Saçmalamayın hanımefendi, aramızda 5 metre var!" Kadın bombayı patlatıyor: "Ama hissettim onu!"


itiraf.com dan

23 Şubat 2009 Pazartesi

NERDESİN??

Bakir kumsallar da,
Altın tanesi kumlarda yürümek,
Uçsuz bucaksız kırsallar da ,
Basılmamış karlara basmak,
Fırtınayla birlikte, yağan tipi de savrulmak,
Coşkun dalgalarla,
Okyanuslar da boğuşmak geliyor içimden.
Ya sen,bütün bunların arasında sen nerdesin?
Yoksun..
Belkide olmak istemedin,
Ya da kayboldun yalnızlığında,
Beni, yüreğinin bir yerine koyamadın,
Oysa ben,sevilince küçülür,
Bir su damlası kadar kalırdım.
İster gözyaşın olur akardım,gözünden,
İstersen boğazın kuruduğunda içerdin.,
İstersen buram kokan terin olurdum.
Sen benim adımı koyamadın,
Bilemedin ki,ben sendim aslında,
Sense hiç ben olamadın.
Benim içinse sen;
Kaybolmuyorsun,bitmiyorsun,
Çoğalmıyorsun, eksilmiyorsun,nerdesin?

Nurdan Z. 23.02.09

İBO' DAN BAŞKA NE BEKLENİR Kİ!!!!


Dün gece malum İbo show ve televizyon...Kanallarda gezinirken orda takıldım,kulaklarıma inanamadım,İbo'nun dilinden inciler saçılıyordu yine..."Pezevenk"aşağı,"pezevenk" yukarı...

Konuğu olan Yıldız Tilbe ile bir tartışmadır gidiyordu.daha doğrusu İbo saydırıryor,Yıldız Tilbe asık suratla dinliyordu..Bir anda Yıldız'ın kirli çamarşırlarını (İbo aklıyla)döküverdi İbo..

Efendim tartışma konusu da;Yıldız şarkı söylerken ,İbo şarkıyı bir kaç kez kesip aklınca espri sıkıştırmış araya,Yıldız da kesmemesi için uyarmış.Vay efendim ,nasıl Yıldız böyle bir terbiyesizlik yaparmış,bir zamanlar Yıldız'ı pezevenkler dövmüş İbo da onların elinden Yıldız'ı almışmış...İbo uzattıkça uzatıyor,Yıldız ise susarak onu dinliyor.

Sonunda Yıldız da konuşmaya başladı sonuç olarak ta programı terketti,giderken de İbo'yu alkışladı.Ben de Yıldız'ı alkışladım.

İbrahim Tatlıses sevenler beni bağışlasın,cahillik, parayla ,şöhretle,malla ,mülkle giderilemiyor ne yazık.Aksine,cahillerin eline böyle imkânlar geçince ,*argo tabirle* biryerleri kalkıyor,aslında onları bizler bu hale getiriyoruz.Ben böyle insanlara sanatçı diyemiyorum...

22 Şubat 2009 Pazar

Sıradaki Önemli

Bazen,herşey anlamını yitirir,o çok sevdiğiniz eşyalara,insanlara,yemeklere boş gözlerle bakarsınız.Kulaklarınız duymaz ,gözleriniz görmez,ayaklarınız tutmaz,karnınız acıkmaz olur.Tek bir şey vardır sizin için,aklınızda,fikrinizde,yüreğinizde,damarlarınızda heryerde sadece o...Bir tutku,bir alışkanlık,bir de onsuzluk...
Söz dinlemez aklınız,söz dinlemez kalbiniz ,sokakta o,yatakta o,izlediğiniz film de o...Bilirsiniz, anlamını yitiren, sevdiğiniz diğer şeylerin yanına o da gidecektir bir gün,bilirsiniz yitip gidecek bir gün.Bunu kendinize bile itiraf edemezsiniz.
Bazen de içinize bir boşluk çöker,miğde krampları geçirirsiniz,boğazınızda bir yumru oluşur,kaşlarınız çatılır,göz yaşınız akıp akmamak arasında gider gelir.
Tam da o anda, bir şarkı takılır aklınıza..Yürek söyler ,diliniz susar sonsuza kadar.O şarkı defalarca yazılıp,çizilmiştir boş kağıtlara yemin gibi.Bilirsiniz bir kere dilinizden süzülse ,çıkıverse sözcükler, kayıplarınıza bir yenisini daha ekleyeceksiniz.susarsınız susarsınız....

Nurdan Z. 22.02.09

19 Şubat 2009 Perşembe

HAYAT

Çimlerle bezenmiş, gözün alabileceği kadar büyük bir kırsalda yanyana duran iki heybetli ağacın arasına,önce bir iple salıncak kurarlar.O salıncağa nazikçe, incitmeden oturturlar.Önce korkarsın,sıkı sıkı tutarsın ipleri,gözlerin ürkek bakar boşluğa,bacakların kasılır .Birisi önüne geçer,diğeri arkana,başlarlar sallamaya yavaşça...
Yavaş yavaş ,ürkekliğin geçer,daha rahat bırakırsın kendini boşluğa.Sonra,kasılan bacakların ritim tutar rüzgâra,hızlanırsın ,hızlandıkça da coşarsın.O coşkunun unutturmuşluğuyla ,bir an bırakıverirsin elini ve ne olduğunu anlamadan çakılıverirsin yere..
Bir daha binmemek üzere yemin edersin.
Fakat bu yemin uzun sürmez,yine yeniden,yeniden binersin salıncağa.Her seferinde başka bir coşkuyla binersin,daha hızlı sallanırsın,daha hızlı çakılırsın.
Her zaman o salıncağın büyüsü çeker seni,binmeden duramazsın.Artık düşmeden sallanmayı öğrendiğinde de,ipler kopar yine düşersin.

Nurdan Z. 19.02.09

18 Şubat 2009 Çarşamba

Nur İçinde Yat


Gazanfer Özcan'ı kaybettik.

Allah rahmet eylesin,yakınlarına sabır versin.

Nur içinde yat Gazanfer Özcan,seni hiç unutmayacağız.
17 şubat 2009

17 Şubat 2009 Salı

Yazarlık Çizerlik

Uzun zamandır birşeyler yazmaya çalışıyorum.Öykü,senaryo gibi,ancak ne kadar başarılıyım bilemiyorum.Bu konuda eğitim almadım,almak istiyorum.Araştırmalarım bana,bu eğitimlerin çok pahalı olduğunu gösterdi,ben de hep erteledim.

Bir ara nette gezinirken,bu eğitimi bedava alabileceğimi buldum ve bu konuyla belki de ilgilenenler vardır diye düşündüm,paylaşmak istedim.

Nasıl mı?

Sevgili Hilmi Bulunmaz,1955 doğumlu,tiyatro yönetmeni ve yazar.Hilmi Bulunmaz sayısız oyun kurup,yönetmiş.

İsteyen, bu işi ciddiye alan herkese ücretsiz yazarlık eğitimi veriyor.Bugün kendisiyle konuşup,araştırmalarımın doğruluğunu onayladım.

Nerde mi?

Taksimde,Galatasaray Lisesi civarında.Net ten rahatlıkla telefonuna ulaşabilirsiniz.

Eğer bu pazar bir aksilik olmazsa kendi adıma, başlamak istiyorum.Sadece pazar günleri ve sadece bir saat.

Hilmi Bulunmaz'ı tebrik ediyorum,böylesine duyarlı davrandığı ,bilgilerini paylaştığı için.

Hava Süper


Bugün hava muhteşem,oksijenin bolluğunu hissetmek için, pencereyi açmak bile yetti.Enerji veren bir güzellik var hava da bugün,çünkü,günlerdir göremediğim güneş bugün harikâ...

Hadi atalım dışarıya kendimizi,sahile,caddeye,sokağa nereye olursa...

Güzel şeyler olmalı bugün,biraz polianna, biraz secret hadi bakalım ...

16 Şubat 2009 Pazartesi

CEM YILMAZ Küpeleri


Bugün,hatta şu anda izlediğim bir tv programında ,sevgili Cem Yılmaz'ın küpeleri beni ben den aldı.

Erkeklerin küpe takmasına karşı değilim,aslında kim ne takarsa taksın hiç umurumda değil,ancak,Cem Yılmaz'ın küpeleri(2 kulakta birden)anneanemin elmas küpeleri gibi.

Küpeler çok şık,Cem Yılmaz takmasaydı tabi ki..

Hani vardır ya,iki katlı,üstte küçük taşı,altında da daha büyük taşı,sallanır dururlar kulakta,o model bir küpe,hatta iki küpe :))))

Olmamış sevgili Cem Yılmaz...Yakışmamış vallahi ,billahi...

Hani tek kulağına şöyle sallanmayan bir küpe ya da aynı kulağına iki küpe taksan daha karizmatik olurdun,naçizane....

Öyle ya da böyle ,kulağında ki küpeler bile güldürmeye yetiyor,sen çok yaşa....

15 Şubat 2009 Pazar

GüN OlA HaRmAn OlA

Rahat bıraktım herşeyi,
Su akar yolunu bulur ,misali
Çekildim köşeme,
Sessizce seyretmeye.
Bir kış türküsü dilimde,
Dilim söyler,
Yüreğim yanar,
Gözlerim se ağlar.
Rahat bıraktım herşeyi,
Ölümünü bekleyen fani gibi,
Umursamadan hiçbirşeyi,
Ayaklarım götürdü,
Ben gittim.
Yüreğim götürdü,
Ben bittim,
Aklım sa oyun oynadı bana.
Rahat bıraktım herşeyi,
Gün ola harman ola,
Umarım bir gün kapımı,
Hayallerim çala....

Nurdan.Z 15.02.09

14 Şubat 2009 Cumartesi

Benim İçin

Sana öyle ihtiyacım var ki,gözlerimin içine bakarsan belki anlayabilirsin.Peki bu mümkünmü?O kadar uzaktasın ve uzaksın ki!
Dizlerine yatıp,göğsünde uyumak,teninin sıcaklığını,güzel kokunu hissetmek istiyorum.
Ağlarken başımı omzuna dayamayı,ellerinle saçlarımı okşamanı,gülerken gözlerimin içine bakıp kaybolmanı,uyurken usulca yanıma sokulmanı istiyorum.
Bütün bunlar olabilirmi?Hiç olmadı ki!Biz senle bunları hiç yaşamadık ki!Ben neyin hayalini kuruyorum?
Kocaman kadınım ,belki de hiç büyümeyen yaramaz ,asi ,inatçı, gururlu o küçük çocuğum.Olsun ben yinede seni ,yaşamadıklarımızı yaşamayı,sevgini istiyorum..
Çatlamış dudaklarımın,üşümüş ellerimin,kimsesiz bedenimin,yorgun yüreğimin sana ihtiyacı var.
Beni öyle sev ki,yüreğinde ki inci tanelerini fitursuzca savur rüzgâra .Gökkuşağında ki renkler gibi,fırtına sonrası dingin sessizlik gibi,çakan şimşeklerin göz kamaştırıran ışığı gibi,içimi ısıtan güneş gibi ol, benim için ANNE

14.02.09

13 Şubat 2009 Cuma

Y E T E R R R R R R R

Bir haftadır, telefonuma gelen sevgililer günü etkinlik mesajlarından öğğğ geldi artık. Şu kartınızla sevgililer gününe özel taksit,x parfümeride bir parfüm alana ikincisi bedava,sevgililer günü yastığı,nevresimi ......
Artık sıkıldım ,zaten bir sevgilim olsa,heralde ona ,yastık ,yatak,nevresim almayacağım.Hele parfüm asla,parfüm çok özel bana göre,kişiyi yansıtır,rastgele parfüm kullanılır mı,tabi ki hayır..Şu sevgililer günü geçse de ,bu mesaj kâbusum da bitse.
Gözüne sokar gibi, belki bir sevgilim yok,nerden biliyorsunuz atmayın kardeşim herkese,olan var olmayan var.
Düşünün biraz sevgilisi olmayanların gireceği psikolojiyi.Siz para kazanacaksınız,sevgilisi olmayanlar da benim gibi ,sinir stres kazanacak yeterrrrrrr......
Sevgilisi olanlara da naçizane bir tavsiye;
Paranın satın alamayacağı bir hediye verin ona,ben olsam öyle yapardım...

OlMaYaCaK dUaYa Amİn DeMe

İnsanlar plan yaparmış,kader de gülermiş.
Öyle ya ,bir saat sonra başımıza ne gelecek,yarın neler olacak bilemeyiz.Hayat sürprizlerle dolu.
Bazı şeyleri planlarız,olmasını çok isteriz,sabrederiz,bekleriz,savaşırız ne yazıkk ki olmayacaksa olmaz.
İşte benim de bu anlamda, arzularım ,isteklerim vardı.Bazıları için savaş vermeye devam etmeliyim,buna mecburum.Ancak bir tanesi için artık son noktayı koymak gerektiğini anladım.Aslında başından beri biliyordum *olmayacak duaya amin* demek olduğunu,o kadar çok istedim ki olmasını ,mantıklı davranamadım.Mantığımı tetikleyen, bir elin beş parmağı oldu belki de...
Üzgünüm,hem de çokk..Ancak,yapmam gerekeni yapmalıyım,gerçeği kabul edip yoluma devam etmeliyim.Tabi ki bulutların üstündeki değil,ayaklarımın bastığı yola..
hoşçakal hayalim sonsuz seninle.


"SADECE HAYAL ET"

12 Şubat 2009 Perşembe

ÜşÜyOrUm


Üşüyorum,
Hissettiğim tek şey bu,
Üşüyorum,
Belki hava sıcak,
Olsun, ben üşüyorum..
O kadar uzun oldu ki,
İçimi ısıtacak tek bir şey olmayalı,
Tek kelime duymayalı,
Saymadım,
Kaç gün,kaç gece,kaç ay,kaç yıl...
Üşüyorum,
Hatta donuyorum belki de...
Akan yaşlarım yanağımda asılı kalıyor,
Rüzgâr saçlarımı savurmuyor,
Çenem artık titremiyor,
Gözlerim donuk,anlamsız,
Üşüyorum...
Vücudum,tekrar bebek olmak istercesine,
Cenin gibi kıvrılmış,küçüldükçe küçülmüş,
Üşüyorum...
Başka duygular terketti,
En kötüsü de deldi geçti,
Şimdi tek bildiğim,
Üşüyorum...
Oysa ben üşümek istemiyorum

Nurdan.Z 12.02.09

AnNNe OlMaK



Anne olmak,hayatta yaşanabilecek en büyük,en güzel duygulardan biri olsa gerek.Bir annenin çocuğuna olan aşkı,kelimelerle anlatılmaz,o öyle bir aşk ki,canını verir çocuğu için.


Anne olmalı mı ,olmamalı mı?


Bu kadar büyük bir sevginin altında ezilmeden ,yorulmadan dim dik ayakta nasıl kalır insan?


Önemli olan prensipleri ,nasıl aşılamalı çocuğa?Sorumluluk,empati,onur,sevgi,saygı....Bunları çocuğun da görmek bir annenin en büyük arzusu olsa gerek..


Ya eksiklikler varsa,nasıl tamamlamalı?Kendini mi suçlamalı?


Bir anne,çocuğunun gözünden akan bir damla yaşla kahrolurken,çocuklar ne yapar?


Haksız suçlamalar,acıtıcı kelimeler dökülür ağzından..Bilemez ne kadar acıttığını,bilemez çocuk,ta ki anne olana kadar....


Çocuk ta haklıdır kendince,dünyaya gelirken annesini babasını seçme şansı yok ki....


Bunları yazarken,gözyaşlarıma hakim olamıyorum.Bu sabah yaşadıklarım ya da başka bir akşam yaşadıklarım ya da başka bir sabah yaşadıklarım beni çok acıtıyor.Çevremdeki herkes iyi bir anne olduğumu söylese de ,bana yaşatılanlar bunun tersini ıspatlıyor sanki...Belimin yavaş yavaş büküldüğünü hissediyorum,yorulduğumu,tek başıma bu yükü daha ne kadar omuzlayabilirim?Korkuyorum....
Yalnız anneler, sadece çocuklarının sevgiysiyle beslenebilir,başka kaynakları yoktur çünkü.
Neden,neden bazı insanlar, hakkettiğini yaşayamaz?O kadar çok cevapsızlarım var ki...
Ben ve benim gibiler,bu cevapları hiç bir zaman bulamayacak mı?
Beni çok acıttın Ceren,ne kadar üzgün olduğumu asla tahmin edemezsin..


Ne kadar canımı yakarsan yak,ben seni ölçüsüzce sevmeye devam edeceğim,,,sen bunu inkâr etsen de...

sevmeye devam edeceğim çünkü yarın çok geç olabilir...

11 Şubat 2009 Çarşamba

ErKeNcİYiM

Bu sabah erkenciyim...Günaydın bana.
Rüyamda gördüm sanki, çenemdeki çıkan o bir tane kıl var ya beni deli etti sabah sabah yine,bana göre o bir tane görünen kıl(grrrrrrr)arka tarafta ,bir kazak örecek kadar deposu olan bir mahlukat...Yıllardır beni çileden çıkarmayı başarabiliyor ya helal olsun...Benim kadar sabırlı,sakin,hoşgörülü birini bile deli edebiliyor..Sonunda çenemin o bölgesini bir biçakla oyacağım,kurtulacağım.Hani ucu azıcık çıksa,göreceğim hesabını ama daha uç vermeden ,ben geliyorum diye bağırıyo sanki...Bende oya oya çıkarıyorum.Of çok canım acıyor.Yazık bana ...

GEÇMİŞTEN ILIK RÜZGARLAR


Biraz geçmişe,ellilere altmışlara gittim.,dinlediğim şarkıların lezzeti mmmmm....

Kulağıma hoş fısıltılar,yanağıma ılık rüzgarlar dokundu sanki..

Linke tıklamak yeterli.



SÜPER,SÜPER,SÜPER..


Playing For Change: Song Around the World "Stand By Me" - A funny movie is a click away

*STAND BY ME, NO MATTER WHO YOU ARE....*
INANILMAZ.....ADAMIN BIRI, DUNYANIN CESITLI SEHIRLERINDEKI
SOKAK SARKICILARINI ORGANIZE EDIP HEPSINE "STAND BY ME"
SARKISINI SOYLETIP KAYDETMIS.. PLAYBACK,
GITGIDE ZENGINLESMIS...SONUNDA,BÖYLE SÜPER BİR GÖSTERİ ORTAYA ÇIKMIŞ..
İZLENMESİ GEREKEN GÜZEL BİR DENEYİM..:))

10 Şubat 2009 Salı

SeSsİzLiĞiMiN SeSi


Bazen,içimde ki sinek kuşu kanatlarını coşturuyor,değil saniyede seksen kanat çırpmak,belki de yüzseksen kez çırpıyor.Kulağımda ki çınlama,parmaklarımın elektriğe kapılmışcasına titremesi,oturduğum zaman kalçalarımın buna itiraz etmesi,gırtlağımdan geçen her lokmanın sanki zehir yutarcasına,miğdeye olan zor yolculuğu...

İşte böyle zamanları çok sık yaşar oldum.Bunun nedenini biliyorum aslında..Biliyorum da bunu kendime bile itiraf etmek, beni korkutuyor..
Bu duygularımın tavana vurduğu anlarda,içimdeki sinek kuşu sesleniyor..."Hadi kus beni,sen de rahatla ben de"...
Kimbilir,belki de o haklıdır!
Ama bende ki koca yürek,o sinek kuşu içime girdiğinden beri eridi yok oldu sanki...
Hadi çık git artık içimden...
Kimbilir belki de sensiz daha mutluydum...

AğLa aĞlaYaBiLDiĞiNCe

İyi ki dvd ye elimi atıp film izlemek istemişim.Ağlamaya ne kadar çok ihtiyacım varmış meğerse..Hem de ne ağlamak,salya sümük.
Harika bir senaryo,kırk yıl düşünsem böyle bir hikâye aklıma gelmezdi doğrusu!
BENJAMIN BUTTON'ın Tuhaf hikâyesi(filmin adı),sinemalarda halen oynayan bir film.
Fantastik film seviyorsanız ve de ağlamak istiyorsanız hemen izleyin derim...

9 Şubat 2009 Pazartesi

KoNuŞmUyOr ??

Öğlenden sonra ,club te ,koşu bandının üstünde geçmek bilmeyen saatleri yaşarken,tam karşımda dev ekran televizyonda ki programa takıldım.Aslında ,normal şartlarda izlediğim bir program olması mümkün değil..İzdivaç adında bir evlendirme programı..Ne kadar gerçek olduğu tartışılır bana göre,ama koşu bandındaki çileme yardımcı olmadığını söylersem yalan olur.
Programa bir beyefendi evlenmek için başvurmuş,bu bey otuz yaşında,yine programa evlenmek için başvuran bir hanımefendiyi beğenmiş,hanım kız da onu beğenmiş.Buraya kadar iyi hoş,Allah mesut etsin demek geliyor insanın içinden.
Kızcağızın babası da onay vermiş.Ancak annesi olmaz diyor,çünkü;damat adayı konuşamıyor,daha doğrusu konuşmuyor.Hiç mi hiç konuşmuyor,derdini yazarak anlatıyor.
Damat adayı tam sekiz yaşından beri,bilerek ve isteyerek konuşmuyormuş!!!

Bu nasıl bir durumdur hâlâ anlamaya çalışıyorum!!!Çok ilginç!!!
Bir erkek çocuğunun sekiz yaşındayken başına ne gelmiş olabilir ya da ne yaşamış olabilir ki ,o yaştan bu yana tam tamına yirmi iki yıldır susuyor hiç konuşmuyor...
Benim aklıma gelen korkunç olaylar, umarım onun başından geçmemiştir...

Saçmalamalar.....


Biraz bahçede yürüsem,biraz ıslansam,üşüsem,kendi kendime şarkı söylesem,homurdansam ,gülsem,ağlasam...Tam bunları kimsenin duymadığını ,görmediğini düşündüğüm anda ,ayağıma birşey takılsa...

Bu da ne diye eğilsem baksam...

Böylesine eski ve güzel bir demlik nasıl da bahçeye atılır diye hayıflansam,onu elime alsam,bir yere çöksem...Başlasam bu sefer onunla konuşmaya,onu sevmeye.. Bir anda elim çok ısınsa,demlik hareketlenmeye başlasa,korkarak yerimden fırlasam,onu elimden atsam...

veeeeeeee.....

Demlikten kocaman bir adam çıksa,dev gibi:)))))

Sesi tüm bahçeyi inletse,"dile benden ne dilersen"dese!!!!!


Offffffff!!!!!!!

NE GÜZEL OLURDU BEE!!!!!

8 Şubat 2009 Pazar

BaKmA BaNa


Bakma bana,

Ben bir garip çoban,

Sürümü kaybettim ,

Ararım olmadık yerlerde,

Olmadık zamanlarda,

Bulamam ,dönemem dağlara ne çare..



Bakma bana,

Ben bir garip hammal,

Yüküm sevgi,ağır mı ağır,

Yollar düz gider ben eğri,

Küfemin ipi keser omuzlarımı,acıtır,

Taşırım taşırım bitmez,biçare..



Bakma bana,

Ben bir garip arsız,

Severim,sevgiye doymam,

Yanılırım hep, ama yılmam,

Koşarım,kaçarım yorulmam..



Bakacaksan eğer bana,

Sürümü bul,

Yükümün yarısını al,

Arsızlığıma da gül gitsin...



Nurdan Z.08.02.09


7 Şubat 2009 Cumartesi

Başımızın Tacı,Geleceğin Mimarları

Dün gece televizyonda Kenan Işık'ın güzel bir programı vardı,Kenan Işık,konuk olarak çok sevdiğim sanatçılardan biri olan Haluk Bilginer'i seçmiş.
Programı başından itibaren sonuna kadar izledim.Haluk Bilginer gibi çok değerli bir sanatçının hayat hikâyesini öğrenmek bana bir çok şey kattı ,hayranlığım biraz daha arttı.
Doğrusu Kenan Işık ta sevdiğim sanatçılardan biriydi,dünkü programında beni çok yanılttı!!!

Haluk Bilginer'in ,oyun atölyesi adında bir tiyatrosu var ve oyunları kapalı gişe oynuyor.
Tiyatrosunun müdavimleri arasında da küçük bir erkek çocuğu varmış,en fazla oniki yaşlarında bir çocuk.İnanılır gibi değil ama bu çocuk her bir oyunu yirmi kere,otuz kere izlemiş...

Kenan amcası da programa konuk olarak çağırmış .
Programın ortalarında,küçük konuk stüdyoya geldi,Haluk Bilginer,bir çocuğa davranılması gerektiği gibi ,yerinden kalkarak ,onun seviyesine eğilerek hoşgeldin deyip öptü..
Çocuk,belki de ilk kez televizyona çıkmanın hetecanıyla,tüm saflığıyla ,boş olan Haluk Bilginerin koltuğuna oturuverdi.(oturması için başka bir yer yoktu zaten)
Haluk amcası onu görmenin mutluluğunu yaşarken,Kenan amcası,Haluk amcasının yerinden kalkması için(mimiklerini değiştirerek)ufaklığı uyardı.
Tam burda bende film koptu...

Sevgili Kenan Işık;
yapman gereken şey,yerinden kalkıp ona koltuğunu vermek olmalıydı en başından,yada onun için de bir koltuk olmalıydı orda.
Beni HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTIN.Senin gibi bir sanatçıya yakışmadı..
Eğer saygı görmek istiyorsan,önce saygı göstermelisin...

Çocuklar başımızın tacı.geleceğimizin mimarları sakın unutma!!!

6 Şubat 2009 Cuma

ElVeDa


Kara bulutlardan sonra,

Fırtına sessizliğinde doğan,

Kış güneşi gibisin.

Uzakta parlıyor,

Gözümü kamaştırıyor,

Isıtmıyorsun..

Karanlığımı aydınlatıyor,

Kabuslarıma engel oluyor,

Ruhumu coşturuyor,

Ama üşütüyorsun..

Yerinde duramıyor,

Başka diyarlarda doğuyor,

Işığını solduruyorsun.

Çünkü korkuyorsun.!

Korkma,mevsim kış

Az sonra,yağmur fırtına

Sen nasılsa gidiyorsun

Elveda..
Nurdan Z. 06.02.09